Kamus-i Gül Berk

ÖNSÖZ

 

Rabbim, gerçekten bana mülkten verdin, rüyâların tevilinden öğrettin. Arz ve semavatın yaratıcısı, dünyada da ahirette de yârim sensin. Beni müslüman olarak öldür ve salihlerin arasına kat“. 12.101

“… min te’vîlel ehâdîs”… “”Bana rüyâların tâbirinden öğrettin”, “ehâdîs”, kitablar yahut rüyâlar demektir. Buradaki “min” de bazı mânâsınadır, çünkü ona bütün tâbirler öğretilmedi“. Beydavî 12.101… Rüyâların tâbiri… Sözlerin tevili… Hadîslerin tevili… Hâdiselerin tevili… Kitabların tevili… Kur’ân’ın tevili… “Bu Doktor Kusto’yu alıyorum ele. O İslâm’a giriyor biliyorsunuz; bir “mucize-i Kur’ân’iye”yi görüyor…” TG 6.36… Kur’ân’daki ayrı bir icazlı anlatımı görüyor, farkediyor… “Vav dünyası icabı…”

Buradaki “icaz” bilinen türden bir icaz değil, Kusto Lûgatı çerçevesinde bir mânâ… Keza biz “iştikak” derken de klâsik mânâdaki iştikak ilminin getirdiklerini aslâ inkâr etmeden, bir başka iştikak ilmini kasdediyoruz… Bunun mekteb-medreselerde dersi, kürsüsü yok… Mevlâna Hâlid-i Bağdadî Hazretlerinin buyurduğu: “Der mekteb-i dil sebak nebâşed – În mesele der varak nebâşed“… “Gönül mektebinde ders olmaz. Bu mesele kâğıtta bulunmaz”… Öyle ya, aşkın kitabı mı var, hocası mı ?.. Ledünnî ilim ancak ilham edilmiş olanlarda olur ve seçilmiş olanlar sebebsiz seçilmişlerdir…

Hani büyük müctehid İmam-ı Gazâli, “iştikak, bütün ilimlerin anasıdır; iştikak ilmi olmadan, ilim olmaz” diyor ya, bu sözü Kusto Lûgatı çerçevesinde ele alındığında, çok daha güzel bir mânâya bürünüyor…

Bütün lisânların tek kökte birleşmesi ve lisânın insan yapısı olmadığı ve bizden önce var olduğu, Arab demeyelim de İslâm harflerinin en baştan varolduğu ve gerisinin uydurma ve onlara nazire olduğu malûmumuz, tezimiz, hakikatimiz…

İşte Kusto Lûgatı sahibinin Takdim sayesinde, “suda bir gizli yol, pırıltılı iz” misâli, lisânda gizli bir yol bulduğu ve tabiî olarak bu buluşu sebebiyle isimlendirmenin -telif hakkının- kendisine mâl olması kadar tabiî bir şey düşünülemez… Bu yüzden herşey “Tilki” veya “Günlük“e, “Ufuk” veya “Hafiye“ye, “Kaptan” veya “Kusto“ya çıkıyor… Ve bunun tabiî bir sonucu olarak bütün bir dünya verimini, insanlık tarihi boyunca her ifade edişi kendine bağlayıcı ve izah edici bir asıl oluyor…

…..

Bir mânâda Üstadım’ın «Çile» isimli şiir kitabının romanı olan «Tilki Günlüğü», tefsir ve tabir dışı bir yerde pek yavan kalan ve ancak hakiki «muhatab»ında aslî yerini bulacak olan onun «Kafa Kâğıdı»nın asıl sahibinin kim olduğunu kendi içinde ilân eder…” TG 1.20… Muhatab: Söyleyeni dinleyen. Kendisine hitab edilen. gr. İkinci şahıs ?.. Bunun kim olduğunu okuyucu çözecek !..

«Tilki Günlüğü»nün sahibi, 45-50 yaşlarında, toplu ve aydınlık yüzlü bir adam…” TG 1.424… Sahib: Sohbet edilen kimse. Bir şeyi koruyan ve ona mâlik olan. Bir iş yapmış olan. Bir vasfı olan ?.. Yazan ayrı, sahibi ayrı… Bu “sahib” kelimesi 4.262’de “Üstad” mefhumuyla da birleşiyor… Ehl: Dost, sahip, mensup. Yabancı olmayan, alışık olduğumuz. Evlâd, ıyal. Kavm, müteâllikat. Mahir, usta, ÜSTAD, muktedir, becerikli…

Tilki Günlüğü’nün bir hakiki muhatabı, Tilki Günlüğü’nün sahibi, 1983’te vefat etmesine rağmen sık sık levhalarda yüz gösteren Üstad ve 18 yaşlarındayken âşık olduğu Maviye hanım… Asıl ismi Nilgün Yılmaz… NLP uzmanı… Bunların tabirde karşılığı neydi acaba ?.. Ve diğerleri… Giden geri gelmeyeceğine göre ve 500 yıldır beklenen mütefekkir, 10 sene harcadığı hayatının eserinde sadece dışyüzdeki lise aşkından bahsetmeyeceğine göre ve hepsinden öte O, bunları çözüp yerli yerine oturttuğuna göre… Neydi bunların çözümü ?..

Rüyâda gördüğünüz şeylerin isimlerini, o rüyâyı yormada esas alın. Keza gördüklerinizin künyelerini veya kinaye mânâlarını da dikkate alın. Rüyâ ilk yorumcuya göre” hadîsi gereği isimlerden başladım ben… Okuyucu ister fiillerden, ister sıfatlardan veya isterse bir başka yerden de başlayabilir…

Ben kelimeler arası geçişleri ve birbirleriyle olan münasebetlerini ve bunlardan istifade ederek murad edilenleri çözme işini 20 küsûr sene evvel hâlletmiş olmakla birlikte farklı mevzulara uyarlanmış hâllerini o zamandan beri çıkan dergi yazılarım ve kitablarımda kullandım, eser sahibi tarafından türlü övgülere mazhar oldum… Bilenler bilir, duyanlar duymuştur… Duymayanlara da gösterebileceğim adres Günlük’tür !..

Bundan sonraki dönemde eseri “tahlil-çözümleme-analiz” edecek olanlar benim getirdiğim kelime geçişlerini kullanarak devam ederlerse farklı bir yere varamayacak ve ancak doğrulayıcım olacaklardır… Yok yeni getirecekleri usûl, burada iddia edileni iki adım sonra yanlışlamıyorsa, yani sistem çapında ve bütün Günlük’e bir izah getirebiliyorsa tamam… Bunun da mümkün olamayacağını çeyrek asrını bu işe adamış biri olarak peşinen söyleyebilirim… Bundan sonra yapılacak olan sadece bu anlayış ve geçiş usûlünü iyice kavrayıp, ilgilenilecek mevzulara sarkmak ve dünya çapında eser, keşif ve görüşlere imza atmak olacaktır…

Dostlar, bu nisbet hissinin müşterekliği içinde, farkında olarak veya olmayarak, birbirine karşı tutulmuş aynalar gibi birbirlerine aksederler; ruhî tedailer, rüyâlar, fikirler…” NFB, s. 160… “Bana bir ayna tutulmalı ve orada kendimi görebilmeliyim; bana beni gösterecek bir ayna!..” NFB, s. 210… “Sanat ve sanatı üzerine düşünme davasında kendi üzerine düşeni yerine getiren adam, bir de ayna mevkiindeki adamlardan kendinin nasıl göründüğünü görmek istiyor; onların durumunda bir keleşlik değil, bir aşkınlık sözkonusu!..” NFB, s. 212… “Mevzuunda derinleşsene!.. Hangi mevzuda ne gördüysen, onu kendi mevzuunda tüttürsene, göstersene!.. Bugün mücerred tefekkürde getirdiğim bahisleri, bir fizikçi, bir kimyacı, bir matematikçi, bir ressam, bir müzisyen, bir hukukçu, ne türlü alâka ile karşılayacak diye heyecanlanıyorum, bakıyorum ki kaval çalmışım…” NFB, s. 277

Koyunlardan olmadığımızı göstermiştik, göstermeye de devam edelim…

“Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz!”… “Her gece rüyamı yazan sihirbaz!”… Ahmet Yüksel Berkî’nin buluşu olarak bildireyim: Ebced hesabında “Kusto”, “Ufuk”a denk geliyor!.. “Senin yazdıklarında kendimi buluyorum!”” TG 6.15… “Yine Ahmet Yüksel Berkî’nin buluşu olarak bildireyim: “Engare”, ebced hesabında “Kafa Kâğıdım”a denk geliyor!” TG 6.15

Engare: Tamamlanmayan, eksik kalan iş, nakış veya taslak. Hikâye, efsane, roman, kıssa ?.. Misâl: Düş, rüya. Bir şeyin benzer hâli. Benzer, örnek. Ahlak ve âdâbla ilgili kıssa ve hikâye. Bir şeyin örneği ve sıfatı. Kısas ?.. Mishel: Yabanî eşek. Dil, lisân. Ziynet verecek nesne. Dizgin. Eğe, törpü ?.. Kündür: “Günlük” denilen nesne. Kısa boylu ve şişman kimse. Vahşi hımar, yabanî eşek. Büyük çuval !..

Kafa Kâğıdı ?.. Kafa ?.. Kâfi ?.. Vâfi ?.. Vâvî kâğıdı ?.. Tilki kâğıdı ?.. Kıtt: Erkek kedi. Kitab ve kâğıt. Nasib, hisse ?.. Oldu, Tilki Kitabı !..

Senin yazdıklarında kendimi buluyorum!” TG 6.15… “Buluyorum !” dediğine göre bulmuş!.. Bununla birlikte, TG 4.222,3 ve 6.105’deki bir levhaya gönderme yapılıyor… “Üstadım’ın elinde, sayfalarını numaraladığı bir defter… Benim “Tilki Günlüğü” gibi… Ama o rüyâları değil, sadece günlük hadiseleri yazıyormuş… Bana, “senin yazdıklarında kendimi buluyorum!” diyor!..“… Numaralama… Ebced alma… Kusto’ları toplama… Vesaire… Okuyucu bu levhanın lûgat dahilinde açılım ve tahlilini görecektir, bu bir yana… Bununla birlikte Üstad berzah âleminden, “senin yazdıklarında kendimi buluyorum !” diyerek Kafa Kâğıdı’nın ruhî roman hâlinde Tilki Günlüğü’nde yazılışından memnuniyetini izhar ederken, aynı sözü O, bazen Üstad, bazen de bir başka kişiler hâlinde rüyâlarına giren kişiye tevcih ederek bir döngüye dönüştürüyor… Öyle ya, Üstad olarak göründüğüne göre… Her gece rüyâsını yazan sihirbaz…

…..

Üstadım’ı, gezmeye çıktığımız bir yerde veya onu görmek üzere gittiğimiz bir yerde görüyorum… Resimle ilgili bir şeyle münasebetli olarak yazı yazmaya gidiyormuş… Topluca ve 50 yaşlarında gösteren bir hâli var!..” TG 4.189, 6.120

Nakş: Resim. Bir şeyi çeşitli renklerle boyama. Tezyin etme, süsleme. Bir şeyin esasını araştırmak. Yaymak. Bedene batmış dikeni çıkarmak ?.. Tegavvür: Derine dalma. Bir şeyin esasını araştırma… Gavs: Bir meselenin derinliğine ve hakikatine vakıf olmak. İşe gayretle girmek. Suya dalmak. Dalgıçlık ?.. Kavs: Yay. Büklüm. Eğri, yay biçiminde olan şey. Dokuzuncu burcun adı ?.. Tilki!.. Tilki Günlüğü ile ilgili olarak yazıyormuş!..

Tiyatro eseri gibi bir “biyografi – hayat hikâyesi”… Üstadım’ın imiş ve Büyük Doğu yayınlarından yeni çıkmış… Üstadım, “benim dostum 37 yaşında!” diyor… Doğum tarihi filân var!..” TG 4.100,101, 6.51,105… Lûgat boyunca, “37 yaşında” ve “doğum tarihlerini” takib edeceksiniz…

Üstadım ve yanında birkaç kişi… Hapishanede ve hapis… 30 yaşlarında, sakalına beyazlar düşmüş bir genç, dikkatimi çekiyor… Üstadım ve diğerleri, bir masa etrafında yemekteler… Yılbaşı imiş!..” TG 3.495.

Nevsâl: “Yeni yıl”: Yılbaşı ?.. Nev: Yeni, taze, cedid. Son zamanda çıkmış ?.. Nav: Küçük gemi. Sandal, kayık. İçi oyuk şey ?.. Kusto !.. Veya… Nüvatî: Gemici, mellah ?.. Kaptan !..

Sâl: Sene, yıl ?.. Yevm: Gün. 24 saatlik zaman. Sene. Asır, Devir. Devre ?.. Yevmiye: Günlük hadiseleri günü gününe kaydetmeye yarayan defter. Gündelik. Bir günlük ücret. Gazete ?.. Veya… Sâl: Sene, yıl ?..  Sene: Yıl ?.. Seniyye: Ön dişlerin birisi. Sarp ve yokuş yerde olan yol… Sagr: Ön dişler ?..

Veya… Nevrûz: Yeni gün. İlkbahar. Baharın ilk günü sayılan ve güneşin Hamel burcuna girdiği 22 Marta rastlayan gün. Bu tarihte gece ve gündüz eşit olur. İranlıların yılbaşısıdır ?.. Rûz: Gün, 24 saatlik müddet. Gündüz ?.. Rûzâne / Rûzîne: Gündelik. Yevmiye ?..

Aynı levha tahakkuk ettikten sonra “Tevâfuk: Hapishane” başlığı altında 6. cild sayfa 42,43’de tekrar verilmiş… Yani 1. cildin basımında Üstad hapiste değil ve 6. cild basıldığı zaman “hapis” ve tevâfuk olarak isimlendiriliyor… Hapishanedeki masa etrafındakilerden iki kişi dikkatini çekiyor; Üstad ve o zaman için 30 yaşlarında olan biri… Kusto Lûgatında “iki kişi”, “Ahmed” olduğuna göre, Üstad ve 30 yaşlarında olan kişi aslında aynı kişi… Tıbkı şu levhada da olduğu gibi…

Yanımdaki iki kişiyle odaya giriyorum… Yanımızda bir çuval var… İki kişiden biri Üstadım… «Sen benim odaya git, az yazdığım zaman hatırlat!» diyor… Üstadım, genç bir delikanlı hâlinde ve gözleri parlak!..” TG 1.425, 6.58,9… Çuval, “günlük”… Yani, Tilki Günlüğü… Kündür: “Günlük” denilen nesne. Kısa boylu ve şişman kimse. Vahşi hımar, yabanî eşek. Büyük çuval !..

Üstadım’ın bir yazısı… “Sin, iki kişi demektir!” diye yazılmış… “Bu yazıyı daha önce hiç görmemiştim!” diye düşünüyorum… Ve bu “sin” üzerinde daha önce çok durduğumu ve onun “Çin” ile ilgisini!..” TG 3.160, 6.37… “Sin: iki kişi demek… Sinn: Yaş. Diş… Sin: Çin… Çin: Cim + (elif) + nun… 3 + 1 + 50 = 54… Ahmed: 54… Ahmed, iki kişi demektir !..” TG 6.197

Bir yerde futbol maçı yapıyoruz… Farkında olmadan öyle güzel paslaşma hareketleri ki… Takımda iki zenci var…” TG 5.366

Bölüm sonunda, yani üç sayfa sonra altta tırnak içinde verdiğim şekilde tâbiri kendisi yapıyor aslında… Burada okuyucunun görmekte zorlanacağı, bütün lûgat boyunca “geçiş, geçme”nin mühim bir motif olması ve “pass” kelimesinin o noktadan kıvrılıp “güzer” kelimesine yönelmesi… Veya matematikçi kafasıyla şöyle de ifade edebiliriz… “Pass” ve “güzer”i iki farklı merkezli çember olarak düşünülürse, bunlar “geçiş”te birbirlerine teğetler…

“İngilizce bir kelime: Pass… Pass: Futbolda pas vermek. İleri gitmek. İlerlemek. Gitmek, ayrılmak. (Zaman) geçmek. Dönüşmek. Karar vermek. İntikâl etme, miras kalmak. Olmak, meydana gelmek. Kabul edilmek. Hamle yapmak. İskambilde “pas” demek. Bitmek, sona ermek. Geçiş, geçme. Paso, şebeke. İmtihanda geçmek. Hokkabazların gözden kaybetme oyunu. Boğaz, geçit. Hâl, durum. Kur, flört.

Ahmet Yüksel: Ahmet Berkî… Ahmet “Gül” Berkî…” TG 5.369,370 ?.. Güzer: Geçiş, geçme. Geçici, geçen ?.. Güzâre: Rüyâ tâbir etme, düş yorma ?.. Yani ben o iki kişiyi tabir edip buluyorum, o ikisi de beni tabir ediyorlar… “… öyle güzel paslaşma hareketleri ki…”

Üstadımın “Ahmet” ismiyle kaleme aldığı bir yazısını okuyorum ve o sırada sanki yazıyı ben yazıyorum, yazan benim… Şaşırıyorum: “Hayret, daha önce nasıl görmedim; benim söylediğimi söylüyor!”… O yazıda, “ismini zikretmediğimiz… Çünkü bu, inanç işi!” diyor… Üstadım’ın bana vereceği takdim yazısı, “Salih” ismiyle yazılmamış!..” TG 3.364, 6.36

Maviye Yılmaz ile, Eskişehir’de İstasyon caddesindeyiz… Yanımızda, aynı sınıftan Dilek ve Nesrin Atabey var… Maviye Yılmaz, pişman ve içli bir ifadeyle mütebessim, itirafta bulunuyor: “Sana karşı o zaman çok büyük bir haksızlık yaptım!”… Ve şimdi Hariciyeci olduğunu söylüyor… Kaşlarının ortasından çehresine bakınca, Üstadım’ı andırıyor… Bir fayton içindeyiz!..” TG 4.480… Üstad ve Maviye Hanım aynı kişi!.. Hâriç: Ecnebi. Bir şeyin veya bir mahallin veya memleketin dışında kalan ?.. Harec: Darlık, zorluk, sıkıntı. Dar yer, sık ağaçlı yer. Günah ?.. Îşe: Orman. Sık ağaçlık. Câsus, hafiye !.. Onun hafiyesi, Onun içyüzünü kurcalayan ve çözen…

(“Nilgün Yılmaz’dan mektup geliyor… Evlendiği adamla niçin evlendiğine dair birşeyler yazmış… Onun kızıl saçlılığına dair” TG. 1.487,8… Ashar ?.. Askar ?.. Asker ?.. Hafiye !.. Diğer taraftan… Aşkar ?.. Eşkar: Mavi gözlü ve sarı tenli kimse. Yelesi ve kuyruğu kırmızı olan sarı at ?.. Evlenmek ?.. Evl ?.. Tevil ?.. “Müzdevic: Evlenen. Bir kelimeye kafiye olan… Kâfiye: Tâbi olan şey. Her  şeyin son tarafı. Manzum yazılan satırların ses bakımından sonlarının aynı olması… Kafy: Uymak. Kafasına vurmak…” TG 6.197)

Ashar: Saçı kızıl adam. Kırmızı tüylü hayvan ?.. S>ş ve h>k dönüşümüyle… Aşkar: Koyu kırmızı. Kırmızı saçlı adam. Doru at ?.. Ve eşkar ?.. “Maviye, mavi gözlü, sarı saçlı ve sarı tenli… Eşkar: Mavi gözlü ve sarı tenli kimse. Yelesi ve kuyruğu kırmızı olan sarı at” TG 6.295…

…..

Bunun haricinde Günlük’teki kendi sülûkuna ait bazı levhalar da tabire muhtaç olmayanlardan… Vasıtasız olarak büyüklerden birine intisabı olan kişilerin anlayıp istifade edebilecekleri türden… Üveysî olarak diyelim… Bir de mevzu “Takdim” veya “Günlük” olmamakla birlikte kendi özel hayatıyla ilgili levhalar var, bunları da zaten belli etmiş… Misâl olarak:

Benim, ilkokulu bitirme törenine katılmam sözkonusu… Merasim ve anmaya katılmam, aynı zamanda kendime yeni bir giyecek elbise almam için annem ısrarlı… Temiz pak gitmem için… “Baban da oraya gelecek… Bak adam seninle ne kadar iftihar ediyor be!” diyor….. Neclâ Yüksel, yıldönümü törenlerine gitmem için ısrar ediyor!..” TG 3.319,320

Şerif ?.. Hayr ?.. Hayran !.. “Baban da oraya gelecek…“… “Hayran da oraya gelecek…”… Neclâ Yüksel ısrar ediyor… Se; Farsça üç, cim’in ebced değeri de üç… Necl, Nesl oluyor… Bu dönüşüm haricinde de “nesl”; soy, sop… Necl de “çocuk” ve “nesil” demek ya… Sizin anlayacağınız: Şerife Neslihan Hanım ısrar ediyor; baba git, annemi tanı da, ben de gelebileyim !..

…..

Yabancı karakterlerin sıralanmasında (excel) yetersiz kaldı… Bir kısmını düzelttim, düzeltemediklerim de vardır… Baştan kelimelerin Osmanlıca yazılışiarını da vererek gidiyordum… Sonra Batı dillerinden aldığım kelimeler çoğalınca ve onların ebcedlerini de Osmanlıca yazılışlarına göre değil de doğrudan Latin harflerine göre değer vererek almaya başlamış olmamdan kaynaklı olarak, bizim kelimelerin orijinal yazılışlarını vermeyi de bıraktım… Basımını geciktirmek istemedim…

Kusto Lûgatı’nın verdiği müjdeye göre yakın bir zamanda üstün idrak sahibi beklenen bir gençlik zuhur edecek… Kimbilir, belki de külliyelerimizde “Ebced – Cümel – Cifir” ve “İştikak” kürsülerinin kurulacağı günler çok yakındır…

Bize bir ilâç ilham olundu ki, tek dozda bilinen bütün hastalıkları iyi ediyoruz… Ama klâsik tedrisattan geçenler, “bize medreselerde bunları öğretmediler ki…” diyecekler… Mevcud iktidarın yetki verdiği akademik çevreler de üzerimize çökecek ve “bu ilmî değil…” diyecekler… Görmezden gelineceğiz, ademe mahkûm edileceğiz… Bakalım güneşi balçıkla sıvayabilecekler mi ?.. “Kadılar, müftiler, cümle geldiler, – Kitabların hep bir yere koydular; – Sen bu ilmi KİMden aldın dediler… – Bir kâmil mürşide varmasan olmaz“. Yunus Emre… Kist: “Kimdir?” mânâsına soru edatı !..

…..

Biz nasıl kıymetli bir eseri okurken takıldığımız, bilmediğimiz bir kelimenin mânâsını öğrenmek için lûgata bakmak ihtiyacını hissediyorsak… Tersini de yapmak istedim burada, bir nevî birbirini tetikleyen… Böylece ufukları tutmuş olanların inci, mercan dizileri de yerlerini aldı lûgatımızda… “Bu dürlü yazular berg-i hazânda – Ohursan kamu tevhide beyândur“. Ahmedî

Henüz millî kıraat kitabını, lûgatini, kamusunu, tarihini yazamamış ve üstünkörü tercümeden başka hiç bir şey yapamamış bir âlemde harsî bir oluş kabul eder misiniz?” İdeolocya Örgüsü s.  398

Millî dil, lûgat, ansiklopedyalar, dağıtılacak mükâfatlar, millî tarih, resmî irfan programları ve yetiştirme plânları ve alâkalı vekâletlerin sâf ve mücerred irfan meseleleri, «Başyücelik Akademyası»nın vazifeleri içindedir“. İdeolocya Örgüsü s. 274

…..

Söylemedi olmasın !.. Tevil, tâbir yapıp tahkikî imâna ereceğim zannıyla, gerek ve yeter şart(lar) yani altyapı vesaire güvenmeyenler bu lûgatı okumasınlar, karıştırır  ve eldeki suretâ imânlarından da olurlar… Ahmed Haşim’in dediği: “Ateş doludur, tutma yanarsın, – Karşında şu gül-gûn piyâle“… Bâde: Şarab. İçki. Kadeh ?.. Bâdiye: Sahrâ. Çöl. Kır. Ova !.. “Karşında şu Nîl-gûn piyâle“…

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin Râbıta-i Şerife isimli eserinin, “Küfrü gerektiren şeyler” başlığı altından iki maddeyi hatırlıyoruz… “Kur’ân’ın lâfız ve mânâlarını değiştirmek, onu nefsine göre yorumlamak…“… “Kur’ân’ı İslâm büyüklerinden başka türlü tefsir ve tevil etmek…

Bu lûgat, Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinin şu rivayetinin delili ve doğrulayıcısıdır da diyebilirsiniz: “Nitekim İsa Aleyhisselâm şöyle demiştir: “Biz size tenzili getiriyoruz, tevili ise ahir zamanda Mehdî getirecektir“.” TK-T 2.2

“Eliyf. Lam. Miym. O vaad edilen Kitab”… Yani “Kitab-ul cifr” ve “Kitab-ul camia” ve ahir zamanda Mehdî’nin yanında olacağı vaad edilen o kitabı, Ondan başkası hakiki anlamda okuyamaz. Cifr, Akl-ı kül denilen Kaza levhidir. El-Camia ise, Nefs-i kül denilen Kader levhidir. Dolayısıyla Cifr ve Camia Kitabının anlamı, olanı ve olacakları ihtiva eden iki kitabtır“. TK-T 2.2

Şiir deyince biraz gizleme bekleriz ya, gizlememiş de… Lûgat boyunca yapmış olduğumuz işi, Fuzûlî 4 asırı aşkın bir zamandan özetlemiş: “Vakt oldu gonce açıla gül hurdesin zâhir kıla – Mehdî zuhurunu bile fâş ede sırrını kazâ“… GoncaGünceGünlük… Açıla… “Mehdî zuhurunu bile fâş ede…

Nazmumı ben hoşca makâl eyledüm – Bir gül-i sad-berg’e misâl eyledüm”. Enderunlu Hasan Yaver… “Tarz-ı selefe tekaddüm ettim – Bir başka lûgat tekellüm ettim“. Hüsn-ü Aşk

Dîvân Edebiyatında geçen diken, gül, bülbül, şarab nedir, meyhaneci kimdir ?.. “Berg-i gül’de filhakika vardır bûy-ı mecâz – Hiç dürûg eyler mi pejmürde derûn-u sâdıkı” demiş 3 asır evvel İsmail Hakkı Bursevî… Mecaz kokusu tamam da, o ne ?.. Ömür geçti; bilen söylemedi, söyleyen bilmedi !..

Berk-ı hâtıf gibi bu kayd-i sivâdan güzer et – Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et” diyor Şeyh Gâlib 200 küsur sene evvel… Güzer: Geçiş, geçme. Geçici, geçen ?.. Güzâre: Rüyâ tâbir etme, düş yorma ?.. “Berk-i hâtıf gibi tâbir et” ?..

400 küsur sene evvel Bâkî, “Zahm-ı sînem içre cânâ kanlu peygânun senün – Goncada pinhân olan berg-i gül-i ra’nâ mıdur“? diyor… Gonca: Gonce: Tomurcuk. Çiçeğin açılmamış durumu ?.. Kimm: Tomurcuk ?.. Kist: “Kimdir?” mânâsına soru edatı ?.. Kusto’da gizlenmiş olan ?..

Gül yüzün şevkiyle kim tolmışdurur hûnin gönül – Bir akar sudur kim üstinde revândur berg-i gül” buyuruyor Fatih Sultan Mehmed Hân 5,5 asır önceden… Rastgele atıp tutturmadığına göre… Râsim: Akar su ?.. Kist: Kimdir ?.. Bir Günlük’tür Kusto, üstünde …”…

3200 km. mesafe ve 7 asır önceden Hâfız sesleniyor: “Ber berg-i gül be hûn-i şakâyık nuvişte’end – K’ankes ki puhte şud mey-i çun ergavân girift“… “Gelincik kanıyla gül bergine şöyle yazmışlar: –  Pişip olgunlaşan kişi erguvan renkli meye sarıldı”…

Okuyucu lûgat boyunca diken, gül, bülbül, şarab nedir ve meyhaneci ve diğerleri kimdir açıklığa kavuşturacak… “Kâri’ bu kitâbın gecesinde – Mehtâbı seninçin yere serdim“. Ahmed Haşim… Mehtâb ?.. Mihtab: Balta. Odun kesmekte kullanılan âlet ?.. Teber: Balta ?.. Tâbir !.. “Riyakâr okuyucu benim benzerim, benim kardeşim”… Tâbiri seninçin yere serdim…

Üstad’ın baş şiiri Çile’den: “Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol ! – Ey yedinci kat gök, esrarını aç !“… Bilmece, malûm; Takdim !.. Berki’: Yedinci kat gök ?.. Esrâr: Sırlar. Gizli hikmetler ve mânâlar. Bilinmeyen şeyler ?..

Önsözün son sözü: Yüksek kültür ve zekâ seviyesi sahibi beklenen gençliğe, bütün bir dünya verimini kendine bağlayan asıl olarak, klâsik mânâdan farklı bambaşka bir iştikak ilmiyle, ilgilenecekleri mevzulara sarkmaları ümidi ve azamî istifadeleri temennisiyle, bütün zamanların yani insanlık tarihi boyunca “Peygamberlerin getirdikleri umumi ihtilâl ve inkılâblar hariç, gelmiş geçmiş en büyük kültür inkılâbı”nın geçiş ve şifrelerini tatbikî olarak yeterli bulduğum bir genişlik ve nass seviyesinde, zevkle takdim ederim…

Vav dünyası icabı, Ağustosta…“…”Tilki takdimi icabı, Kusto’da…”

 

Ahmed Yılmaz Yüksel

17 Ağustos 2019

 

 

 

 

 

 

 

 

Kısaltmalar:

 

aka. Akadca

alt. Altayca

ang. Anglo-Saksonca

api. Yeni Hebridlerin (Okyanusya’da)

arb. Arabça

arm. Aramice

arn. Arnavutça

azt. Aztekçe

bas. Baskça

bel. Belarus

ben. Bengalce

boş. Boşnakça

bre. Bretonca

bul. Bulgarca

chi. Chicheva

crn. Kernevekçe. Cornwall kontluğunda konuşulur.

çağ. Çağatay Türkçesi

çek. Çekçe

çer. Çerkesce

çin. Çince

dan. Danca

dlt. Divan-ı Lûgat-it Türk

end. Endonezya dili

eng. İngilizce

erm. Ermenice

est. Estonian, Estçe

end. Endonezca

far. Faroe dili

fle. Flemenkçe

fil. Filipince

fin. Fince

fre. Fransızca

frs. Farsça

frz. Frizce

fri. Frizon dili

gag. Gagauzca

gal. Galce

ger. Almanca

glç. Galiçyaca

al2. Eski Yüksek Almanca

got. Gotça

gür. Gürcüce

hab. Habeşçe

hai. Haiti Creole dili

hak. Hakasça

hau. Hausa

hav. Havai dili

hır. Hırvatça

hin. Hindçe

hit. Hititçe

hol. Hollandaca

hur. Hurrice

ibr. İbranice

irl. İrlandaca

isk. İskoçça

isv. İsveççe

ita. İtalyanca

izl. İzlandaca

jap. Japonca

kan. Kannada

kar. Karahanli Türkçesi

kat. Katalanca

kaz. Kazakça

kbt. Kıbti dili

kıp. Kıpçakça

kır. Kırgızca

kml. Karaçay Malkar Türkçesi

kor. Korece

kis. Kuzey İskoç dili

kür. Kürtçe

lat. Latince

laz. Lazca

leh. Lehce, Polonya dili

lit. Litvanyaca, Litovca

ltv. Letonca

luv. Luvice

lux. Lüksemburgça

mac. Macarca

mak. Makedonca

mal. Malezya dili

mks. Manca, Man Galcesi

mlt. Malta dili

mog. Moğolca

nor. Norveççe

peh. Pehlev Dili

oğz. Oğuzca

osm. Osmanlıca

özb. Özbekçe

pal. Palaca

por. Portekizce

rom. Romence

rum. Rumca

rus. Rusça

san. Sanskritçe

sey. Seylanca

slv. Slav

slo. Slovakça

sln. Slovence

soğ. Soğdca

spa. İspanyolca

srp. Sırpça

sva. Svahili dili

süm. Sümerce

sür. Süryanice

şor. Şor Türkçesi

tac. Tacikçe

tam. Tamil

tat. Tatarca

tel. Telugu dili

tbt. Tibet dili

trk. Türkçe

tr2. MS 8. yy kitabelerinde Türkçe

tuv. Tuva Türkçesi

trm. Türkmen

ukr. Ukraynaca

ura. Urartuca

urd. Urduca

uyg. Uygurca

wls. Galce

yeb. Yebuların lisânı

yid. Yiddiş, yahudi Almancası

yor. Yoruba

yun. Yunanca

zer. Zerdüştîler

zul. Zulu

 

 

 

 

 

 

 

 

a:   1,0,1   kml. “Mümkün mü, olur mu”, anlamında bir ek. (Barmay a, barmay amalıbız cokdu: Gitmemek olur mu, çaresiz gideceğiz.) ?.. A: Dilek bildiren bir ek. (Aytsang a: Söylesene…  Berseng a: Versene.) ?.. A: “Ya, ise” anlamında bir ek. Ünlü ile biten kelimelerden sonra “va” şeklinde gelir. (Anı va çırtda körmegenme: Onu ise hiç görmedim.) ?.. Tilki !

Aan:   52,50,2   sah. Kapı. FK ?.. hol. aan: -de, -da, yanında. Yakınında. Civarında. Kenarında, üzerinde. -ne, -na ?.. Aan: “Çalışmak; açılmak; yükseltmek” mânâsını belirtir ?..

Aarde:   207   hol. Dünya. Toprak, yer, kara, taban. elekt. Topraklama; toprak (yer) hattı ?.. Arz ?..

Aasi:   72   fin. Eşek ?.. Mishel: Dil, lisân. Yabanî eşek. Dizgin. Ziynet verecek nesne. Eğe, törpü !..

Ab:   73,2,71   arb. Kusur, ayıp, noksanlık.

Ab:   3,2,1   frs. Su. Yağmur. Letâfet, güzellik. İtibar. Irz, nâmus. Vakar. Cilâ. Keskinlik. Deniz. Gözyaşı. Irmak, nehir. Ter. Tükürük. Özsuyu, salgı. Meni. Sidik. Parlaklık. Yüzsuyu, onur, şeref. Tarz, tür. tas. İlahî feyz. Göl. Ceyhun. Seyhun. Sümük. Haşlama suyu. Civa. Hela, tuvalet. Revnak. Elmasın kalite derecesi. Şarab ?.. Ab: Yahudi ve Süryani takviminde ay yılına göre beşinci ve onbirinci ay; Ağustos ayı !.. Kusto !.. “Vav dünyası icabı, Ağustos’ta…” TG 6.13… “Tilki Takdim’i icabı, Kusto’da…”… “Herşey suda başladı suya düştü ayrılık – Kaya da tutan yosun sözlükteki isimler – Nefes nefese sular petek içinde varlık – Sürüp giden hâtıra zarfa konmuş resimler“. KYSırrı, Su

Ab:   3   lat. -den, -den sonra, -den beri. Ya(kı)nında. Göre ?.. Ab-: -den, -dan, oradan, uzaklaştırma ?.. eng. ab-: -den, uzağa ?.. ita. ab: -den beri ?.. ger. ab: -den, -dan itibaren. -den, -dan uzak; ötede. Tarh (tenzil) edilmek üzere. Eksik, düşük, kopuk. tiy. Çıkar, (pl) çıkarlar?.. (Küsiste: Tembel, uyuşuk, gevşek. Kopuk, kopmuş !..)

Âb ateş şüd:   1008,1002,6   frs. “Su ateş oldu”. Durgun olan şey harekete geldi.

Âb ü tâb:   406,404,2   frs. Güzellik, parlaklık, tazelik. Tarz, âdet, yol. Ağustos ayı. “Âb ü tâbın giderüp teff-i semûm-ı kahrı – Berg-i nilüfere döndürdi gül-i handânı“. Bâkî

A’bâ:   74,2,72   arb. Ağırlıklar, yükler, mes’uliyetler, sorumluluklar. Çift denk veya sandık.

Âbâ:   5,2,3   arb. (eb’in c.) Babalar. Dedeler. Amcalar. Atalar. Müsebbibler. Sahibler. Kâhinler. Gök küreleri, seyyâreler, gezegenler. “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz“. 12.40

Abâ’:   74,2,72   arb. Yünden yapılmış kaba kumaş, aba. Bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek ?.. Aynı yazılışta, “aba’“: Kaba, ahmak kişi ?..

Aba:   4   trk. İsim olarak kullanılır. Ana. Nine, anneanne. Büyük kız kardeş; abla. (Ay-aba, Beğ-aba, Kutluğ-aba.) Doğu Sibirya’da oturan Abakan Türkleri’nden küçük bir oymak. Altay Dağları’nın kuzeyinde, Aladağ yamaçlarında ve Tom Irmağı’nın kıyılarında yaşarlar ?.. Aba: Ana. Nine, anneanne. TS ?.. Aba: Anne. KM ?.. Aba: Din adamlarının giydikleri cübbe. KM ?.. dlt. aba: Ana. Baba ?.. dlt. aba: Ayı ?..

Âbâ ve ecdâd:   23,5,18   arb. Analar, babalar, dedeler. “Garibe sensin vatan, – Nur yurdunu aratan! – Sensin, sensin yaratan, – Rahmeti analarda“. Çile, Sen

Abab:   75,4,71   arb. (abb) Suyu nefes almadan içmek. Işık, nur, ziyâ.

Ab’ab:   144,4,140   arb. Taze civanlık. İbrişim halı. Dağ tekesi. Yumuşak yünden yapılan kisve ?.. Bir: Yıldırım. Halı, kilim, yatak, örtü, seccade gibi eşyalar ?.. Birr: Tilki yavrusu !..

Ab’âb:   145,4,141   arb. Sözü karnından söyler gibi görünen (adam).

Ab’âb:   145,4,141   arb. Uzun boylu kimse. Güzel huylu ve sabırlı adam.

Âbab:   6,4,2   arb. Otu bol olan yerler, çayırlar, otlaklar, mer’alar.

Ab-âbiyyet:   555,414,141   arb. Sözü karnından söylermiş gibi konuşabilen.

Abad:   8,2,6   arb. Ebedler. Sonsuz gelecek zamanlar.

A’bâd:   78,2,76   arb. Köleler.

Âbâd:   8,2,6   frs. Mâmur, şen, bayındır. (frs. edat) Çokluk bildirir.

Abadan:   59,52,7   frs. Mâmur, şen. İmâr edilmiş ?.. ““Âmir” ve “ma’mur” ve “amîr” Arabçadır, üçü de bir anlamdadır. Farsçada “âbâdân” ve Türkçede “şen” ve “günc” derler“. Risale-i Mimariyye, Mimarbaşı Mehmed Ağa… “”Günlük” niyetine, “günce” diyorlar ya… Künc: (Günc). Köşe. Bodrum. Bucak”. TG 4.233

…..

…..

…..

 

Abr:   272,2,270   arb. Rüyâ tâbir etmek. Düş yormak ?.. Aynı yazılışta, “abr“: Ağlamak. Gözyaşı akmak. İçinden dikkatle okumak. Ölçmek, tartmak ?.. Abr: Sudan veya başka yerden geçmek. Karşı yakaya geçmek. Ölmek. Sel yol açarak akmak ?.. Abr: Söylemeden bir şeyi düşünmek ?.. Abr: Kıyı, kenar. Çok güçlü. Kalabalık meclis ?.. Abbere: (m. ta’bîr) Rüyâ yorumladı, rüyâ tabir etti. Açıkladı, açıklık getirdi. Karşı yakaya geçirdi. Ölçtü. Tarttı. Öldürdü. Çetin oldu. Ağlattı ?.. Aber: Ağlamak. Gözyaşı akmak ?.. Abere: (ya’buru) (m. abr) Ağladı. Gözyaşı aktı. İçinden dikkatle okudu. Ölçtü, tarttı ?.. Abere: (ya’buru) (m. abr, ibâre) Rüyâ yorumladı, rüyâ tâbir etti. “Ey ileri gelenler ! Eğer rüyâ yorumluyorsanız, rüyâmı bana yorumlayın“. 12.43… Abere: (ya’buru) (m. abr, ubûr) Karşı yakaya geçti. Öldü. Sel yol açarak aktı ?.. Abir: (c. abârâ) Ağlayan ?.. Abire: (ya’beru) (m. aber) Ağladı. Gözyaşı aktı ?.. Bi’r: Kuyu ?.. Birr: Tilki yavrusu. Fare. Koyunu sevketmek. İyi amel. İhsan etme. Takva. Temizlik. Gönül, kalb !.. “”El abr” ve “el ibâret” düş yormak mânâsınadır. Müellifin Basâir’de beyanına göre madde-i mezküre bir hâlden bir hâle tecâvüz eylemeğe mevzudur. Ondan “ubür” maddesi suyu tecâvüz eylemekte galib oldu, gerek sibâhat ve gerek sefine ve devabb ve kantara ile olsun. Ve “ubr-ul ayn” ve “dem’at” mânâsına olan “abret” ondan münsaibdir. Ve “ibaret” ki lisân-ı mütekellimden sem-i sâmi’e âbir olan kelâm olacaktır ve “ibret” ki marifet-i müşahedden müşahed olmağa vesıle-i tavassul olan haletten ibarettir ve  “abru rü’ya” ve “tâbir” ki rüyânın zâhirinden bâtınına uburdur, ondan müteferri’lardır. İnteha… Ve “abr” ve “ubûr“, çayın ve derenin beri yakasından öte yakasına geçmek mânâsınadır ki mânâyı mevzuudur… Ve ölmek mânâsına müsta’meldir… (“Faik Erdiş, Maviye’nin, “ne tuhaf, bu kadar zaman sonra!” diye, benim aşkımın büyüklüğünü daha önce farketmemenin üzüntülerini bildirdiğini söylüyor… Ölmeden önce…” TG 4.438) Ve süratle yolu yarıp gitmek mânâsına müsta’meldir… Ve bâ harfiyle müteaddi olur, bir adamı beri tarafa geçirmek mânâsına… Ve “abr” mektub makulesini ref’i savt eylemeyip âhestece teenni ile kıraat ederek mânâ ve mefhumunu tedebbür ve teemmül eylemek mânâsına müsta’meldir ki mantukundan mefhumuna ubûr eylemektir… Ve metâ ve akçe makulesinin kumaş ve ayarı ne gûnedir ve vezni ne mikdardır diye nazar ve dikkat ve im’ân eylemek mânâsına müsta’meldir… Ve koç kısmının yününü bir sene kırkmayıp öylece terk eylemek mânâsına müsta’meldir… Ve kuşu ürkütüp kaldırmak mânâsına müsta’meldir… (“Biri, güvercinleri uçuruyor!..” TG 2.105) Ve mahzunluktan naşi gözyaşı akmak mânâsına müsta’meldir… Ve “çok şey”e denir”. KM… “Orman Ahmet… Ahmet Güvenli ağlıyor… Şikâyet eden bir hâli var… Ortada benim lûgatlar… “Öz onun içinde !” diyorum !..” TG 4.534… “Kalabalık bir yürüyüş… Ve taşınan iki resim… Resimler Maviye Hanım’ın resimleri… Ağlayan bir pozda!..” TG 4.113… “İpince idrak – Cüceyi bırak – Geçtiğim yollar – Şâire dâir“. KYSırrı, Şiir Ve Tecrid… Menakib: Yollar. Omuzlar ?.. Menakıb: Menkıbeler. Hayat hikâyeleri !.. Misâl ?.. Varî !.. Şâir: Şiir yazan ?.. Şeârir: Her yöne dağılmak. Davar yanırına üşüşen sinek ve üvez ?.. Tays: Yeryüzünde olan toprak ve süprüntü. Nesli çok olan karınca ve sinek ?.. Dimne: Tilki. Süprüntülük, mezbele !..

Abra:   277,2,275   arb. Bir değiş tokuşta üste verilen şey. Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık ?.. Bi’r: Kuyu ?.. Birr: Tilki yavrusu !..

Ábra:   205   mac. Resim, şekil ?.. Bi’r ?.. Birr !..

Âb-râh:   209,2,207   frs. Su yolu, mecrâ, kanal ?.. Mesel: Suyun aktığı yer ?.. Mesîl: Su yatağı. Suyun akacak olduğu yer, boru ?.. Mesîl: Gibi. Benzer. Misil. Eş. Nazir ?.. Vârî: Benzer, gibi ?.. Vârî: Vahşi hımar, yabanî eşek !..

Âb-râhe:   214,2,212   frs. Su yolu, mecrâ, kanal ?.. tel. evaru (214): Kimdir ?.. frs. kist: Kimdir ?..

Abran:   323,52,271   arb. Ağlayan, ağlayıcı. “Kalabalık bir yürüyüş… Ve taşınan iki resim… Resimler Maviye Hanım’ın resimleri… Ağlayan bir pozda!..”  TG 4.113… Abr: Rüyâ tâbir etmek… ?.. “Ağlayan kim nerede – Gecede pencerede – Bana gelen hıçkırık – Bende değil nerede“. KYSırrı, Nerede… est. kust: Nereli ? Nereden ? Neden ?.. Kustkohast: Nereli ? Nereden ? Neden ?  Nerede olursa. Her nerede. Her nereye !.. Tedaisi… “Hoşter zi ayş u sohbet u bâg u behâr çîst? – Sâki kuCÂST? Gû sebeb-i intizâr çîst” ?.. “İçki meclisinden, sohbetten, bağdan, bahardan hoş ne var? Saki nerede? Söyle, beklememizin ne sebebi var”? Hâfız-ı Şirazî… Sâki Kusto !..

Âb-rane:   259,52,207   frs. Su borularına ve su yollarına bakan mühendis ?.. Bi’r: Kuyu ?.. Birr: Tilki yavrusu !..

Abraş:   504,302,202   arb. Alacalı at. Alaca. Samlekesi taşıyan insan. Bozuk desenli halı. Görgüsüz. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı.

Abre:   277,2,275   arb. Gözyaşı ?.. Aynı yazılışta, “ibre“: (c. iber) İbret, ibret dersi ?.. “Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır“. 3.13… Vesaire… Bi’r: Kuyu ?.. Birr: Tilki yavrusu !.. “Yaradan, rahmetini kahrından üstün saydı; – Ne olurdu hâlimiz, gözyaşı olmasaydı?” Çile, Rahmet

Abrık:   303,102,201   trk. Birbiri üstüne eğilmiş, yığılmış. TS

Abrıl:   243,12,231   trk. Nisan. “… Sene seb’a ve semânin ve tis’a mie (987 -1579) muharreminin yirmi dördünde vâki’ abrıl evvelinden beri vâcib olan resm-i ganemleri cem‘ü tahsil… (Sic. E. 16 . 15,180-1)” TS

Abri,m:   213   fre. Barınacak yer, barınak. Baraka, kulübecik. ask. Siper, sığınak. Koruma, yardım, kayırma, himaye ?.. Abr ?.. Bi’r ?..

Âb-rîz:   220,19,201   frs. Su akıtan. Helâ. İbrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık.

Âbrû:   209,2,207   frs. Ter. İtibar, saygınlık, onur, yüzsuyu ?.. Aynı yazılışta, “âbrev“: Su yolu ?.. Mesel: Suyun aktığı yer ?.. Mesîl: Su yatağı. Suyun akacak olduğu yer, boru ?.. Mesîl: Gibi. Benzer. Misil. Eş. Nazir ?.. Varî: Benzer, gibi ?.. Varî: Vahşî hımar, yabanî eşek !..

Âb-rûd:   213,2,211   frs. Sümbül. Nilüfer ?.. Nîl-ü berg ?..

…..

…..

…..

Bâkî:   33,12,21   arb. Ağlayan ?.. Abran ?.. Bi’r ?.. Birr !..

Bâkî:   113,112,1   arb. Ebedi. Dâimi. Sonu gelmez. Ölmez. Sonsuz. Cenab-ı Hak. Artan. Geri kalan. Bundan başka ?.. Bâkî: Ağlayan ?.. Abran: Ağlayan, ağlayıcı ?.. “Deryada sonsuzluğu fikretmeye ne zahmet! – Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet !” Çile, Karacaahmet… Al sana derya gibi Karacaahmet tâbirleri… “Sonsuzluk dolu ânda – Mürid ölmeden ölmüş – İsbatı kokusunda – Katmerli güle dönmüş“. KYSırrı, Gül

…..

…..

…..

Berika:   302,102,200   arb. Korkudan, dehşetten göz görmemek. (Gözü açılmayacak derecede hayret içerisinde) Kalakalmak, dehşete kapılıp görememek, (gözü) kamaşmak. Gözler kararmak. ““Berika”, dehşete kapılıp gözü faltaşı gibi açılmaktır. Nafi, feth ile “bereka” okumuştur ki bu da lûgattir. Veya “berîk” kökünden gelir ki, “gözü belerdiği için parlamak”tır. “Belaka” da okunmuştur ki, “belekal babu” tâbirinden gelir, kapı açılmaktır“. Beydavî… 75.7… “Fe izâ berik-al basar“… Ebcedi, 1407… 2.20’deki “yekâd-ül berku yahtafu ebsarahum – Berk neredeyse gözlerini alacak – çıkaracak”ın ebcedi ise 1406 idi… 24.43’de ise şöyle geçer: “Yekâdu senâ berkıhî yezhebu bil ebsar“… “Yes’elü eyyâne Yevm-ül Kıyâmeh. Fe izâ berik-al basar“. 75.6, 7… Yevm-ül Kıyâmeh: Yevm-üt Telâkî… Bir camide oturuyorum… Biri önümdeki seccadeyi mihraba, oradakini de önüme serdi ve “böylesi daha güzel” dedi… Sonra gökler sanki makasla kesilmiş de yukarılara doğru uçuyoruz… Rehberim olan zât bir noktada durdu, ben biraz daha ilerledim… O, “işte inandığın Allah-ü Teâlâ !” dedi… Sadece bir ân… 1986… Berika ?.. Berk ?.. Bir: Yıldırım. Halı, kilim, yatak, örtü, seccade gibi eşyalar ?.. Birr: Tilki yavrusu !..

Berîkan:   313   arb. Şimşek çakmak.

Berikaş şey’u:   644,412,232   arb. Aklı karalı oldu ?.. Berikaş şey’u:   644   arb. Siyah ve beyaz olmak.

Berike:   237,12,225   arb. Yırtmak. Paralamak. Un helvası ?.. Berk: Yıldırım. Şimşek çakması. Parlama. Zînetlenme, süslenme. İlâhî tecellî ile yakınlığa mazhar olmak. Ahmak olmak ?.. Bir: Yıldırım. Halı, kilim, yatak, örtü, seccade gibi eşyalar ?.. Birr: Tilki yavrusu !..

Berike:   234   nor. Zenginleşmek ?.. Aynı ebcedde… rus. byereg: Sahil, kıyı, yaka, kenar ?..

Beriktige:   664   nor. Düzeltmek, tashih etmek.

Berîkü(El-):   263   arb. Mübarek. Bol. Kaymakla birlikte yenen bir çeşit hurma. Hayırlı bereketli şey.

Berilyum:   288,12,276   fre. beryllium < yun. Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elementtir. “Be” sembolü ile gösterilir.

Berim:   252,12,240   arb. Siyah ve beyaz ipliklerden meydana getirilen ip.  Cemaat. Etsiz yemek ?.. Samsame: Cemaat, topluluk, bölük ?.. Semsem: Tilki. Bir yerin adı !..

Berin:   262,62,200   frs. Pek yüksek, en yüce. Yarık, yırtık, delik.

Berisa’:   274,12,262   arb. Halk, insan topluluğu ?.. Va’va: İnsan topluluğu. Sesler ?.. “Vavî: Vav harfine mensup, vav harfi ile alâkalı. Tilki”. TG 4.232

Berit:   612,412,200   arb. (c. berâyıt) Halk, beriyye.

Berî-üz zimme:   989,712,277   arb. Zimmeti temiz olan, aklanmış.

Beriyye:   217,12,205   arb. Halk. Mahlûk. İnsan. Sahra. Çöl. Kır ?.. Berr: Va’dinde sadık. Sözünde duran. Muhsin. Keremkâr. Nimetleri herkese, umuma ihsan eden. Gerçeklik, sıdk. Susuz kuru yerler ?.. Birr: Tilki yavrusu !..

Berîzen:   269,69,200   frs. (bkz. berîcen)

Berj:   209,9,200   frs. Kuvvetli kasırga. Su girdabı ?.. J > C > K ?..

Bërje:   214   arn. Suç işleme.

Berk:   222,2,220   arb. (c. burûk) Göğüs, sadr. Çok çöken deve. Deve sürüsü ?.. Aynı yazılışta, “bereke“: (yebruku) (m. burûk) Deve yere çöktü. Yerleşti. Çalıştı ?.. Berreke: (m. tebrîk) Deve çöktü ?.. Birek: Su birikintileri. Göletler ?.. Burek: Korkak. Kâbus ?.. Burek: Martılar. Değirmen ücretleri ?.. Buruk: Mübarek olanlar. Bol olanlar. Hurmalar. Bereketli olanlar ?.. Vesaire… Berk ?.. Bir ?.. Birr !.. “Açılur fûta şimşekler güzeller – Buluttan zâhir olan berke benzer – – Ne hâletdür bu kim uşşâka nâlân – Virürler şevk ile bu berka bin cân“. Mânî

Berk:   302,102,200   arb. Yıldırım. Şimşek. Telgraf. Elektrik. Işık. Madenî parıltı ?.. “O korku ve ümid vermek için size berki gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir“. 13.12… Aynı yazılışta, “berk“: Şimşek çakmak. Parlamak, parıldamak. Zînetlenme, süslenme. İlâhî tecelli ile yakınlığa mazhar olmak. Ahmak olmak ?.. Barak: (c. ebrâk, burkân) Kuzu. Dehşet ?.. Barak: Korkudan gözleri görmemek. Gözleri kararmak ?.. Baraka: (yebruku) (m. berk, berîk, burûk, barakân) Şimşek çaktı. Yıldız doğdu. Korkuttu ?.. Berika: (yebraku) (m. barak) Korkudan gözleri görmedi. Gözü karardı, gözü kamaştı ?.. “Gözler kamaştığı, Ay karanlığa gömüldüğü, Güneş ve Ay biraraya getirildiği zaman, o gün insan “kaçış nereye?” diyecektir“. 75.7-10… Berraka: (m. tebrîk) Evi süsledi. Uzun yolculuk yaptı ?.. Burak: Telgraf mektubları ?.. Vesaire… Bir: Yıldırım. Halı, kilim, yatak, örtü, seccade gibi eşyalar ?..  Birr: Tilki yavrusu !.. “Rahmetli şehîdimiz Metin Yüksel…” TG 2.385… Metin > Berk > İlâhî tecelli ile yakınlığa mazhar olmak > Hüsnâ > Şehîd olmak ?.. “Vâdi-i sevdânı gör talib-i dîdâra bak – Berk değer başına Tûr-ı tecellâ gibi“. Nigârî… “Bize Nuaym b. Hammâd, Abdulmecid b. AbdirRahman’dan, (O) Kutbe’den, (O) Yusuf’tan, (O da) İbn Sîrîn’den (naklen) haber verdi ki, O şöyle dedi: Rabbini rüyâda gören kimse, Cennete girmiş demektir” !.. Sünen-i Darimi… Kırgızca “carık/yarık“, “ışık” anlamında… Eski Uygurcadaki “altın yaruk“, “altın ışık”… Rusçada “yarkiy“, “parlak” mânâsına…

Berk:   222   dlt. Muhafaza edilmiş, tahkim edilmiş, sağlam. Aslı “bek” > “pek”tir, “r” harfi sonradan gelmiştir… (Be > ber (katılaştırmak, güçlendirmek) ?..

Berk:   223   hol. Bulo; kuşağacı; kayın ağacı ?.. bkz. trk. berge, berke ?..

Berk:   222,2,220   kür. Su havuzu. Sert, kuvvetli, sağlam ?.. Berk ?.. Bir ?.. Birr !..

Berk:   222,2,220   uyg. Katı. Sert. Şiddetli. Süratli. Serin. Muhkem. Metin, sağlam, sıkı. Orman. Erkek ismi ?.. Îşe: Orman, sık ağaçlık. Casus, hafiye !.. Orman Ahmet ?.. “Levha: 13 Nisan 1989… Orman Ahmet… Ahmet Güvenli ağlıyor… Şikâyet eden bir hâli var… Ortada benim lûgatlar… “Öz onun içinde!” diyorum !“. TG 4.534… “Şöyle nâzükdür ruh-ı zîbâsı ol gül yüzlünün – Âna nisbet berkdür yaprağı ey Emrî gülün“.

…..

…..

…..

Casus:   1010,1003,7   arb. Karpuz… Zil çalıyor ve 3. katın penceresinden bakıyorsunuz, kapı önünde bir karpuz… 2. katın penceresinden bakarsanız, kötü bir adam intibaı edindiğiniz bir tip… 3. katın penceresinden bakan, meğer bu kötü adamın kafasını görmüş ve karpuz zannetmiş… (Veya karpuz veya her neyse ne ama şimdi kötü adam zannediyorsunuz…) 1. katın penceresini açıp, “buyrun, kimi aramıştınız ?” dediğinizde, “iyi günler… Ben Siyasî Şubeden filânca” diyen birisi… 3. kattan bakışa “rüyâ” diyelim, 2. kata “hayâl” ve 1. kattan müşahedemize de görüp bildiğimiz âlem diyoruz… Bununla birlikte tâbir daha bitmedi… Diğer taraftan, “kısa boylu, kötü adam demek… E, dünya kötü !..” S.M.

Ca’sûs:   199,3,196   arb. (c. ceâsis) Kötü huylu, kısa boylu ?.. Casûs: Hafiye. Gizli sırları haber veren ?.. Kütâ’: Kısa boylu. Tilki eniği. Tamamlanmak, toplanmak !.. “Çihil-sâl… Noktasız harfler: He + lâm + sin + elif + lâm… 5 + 30 + 60 + 1 + 30= 126… Sehâib… Noktasız harfler : Sin + ha + elif + hemze… 60 + 8 + 1 + 1= 70… 40 yaşında bulutlar: 126 + 70= 196… Mektubât: Mim + kef + te + vav + be + elif + te… Noktasız harfler: Mim + kef + vav + elif… 40 + 20 + 6 + 1= 67… Salih: Sad + elif + lâm + ha… Hepsi noktasız: 90 + 1 + 30 + 8= 129… Mektubât-ı Salih: 67+129= 196″. TM

Câsûs:   130,3,127   arb. (c. cevâsîs, cussâs) Hafiye. Gizli sırları haber veren ?.. lat. caesîcius: Mavimtrak, koyu mavi ?.. Caesius: Kurşunî mavi. Mavi gözlü ?.. Caseus: Peynir ?..  Casus belli: İki halk arasındaki düşmanlıkları ortaya çıkaran olay. Savaş sebebi ?.. Casus belli !.. Bell/um-î: Savaş, çarpışma ?.. Cassus: Boş. -den yoksun, -sız. Boş, yararsız, beyhude ?.. Câsus: Düşme, sukut. Yıkılma, mağlubiyet. Olay, sonuç, akıbet, raslantı, ihtimâl, kaza. Ölüm. Fırsat, vesile. (Zaman) Son. gr. Hâl ?.. Hattâ… Casus: Vulcanus’un oğlu, korkunç dev. Herkül tarafından öldürülmüştür. (Estin-Laporte) ?.. arb. cesis[e]: Hurma ağacının yeni çıkan budağı. (Fesîl-ün-nahl derler) [1013] ?.. Cuses: Cüsseler, gövdeler. Kalıplar [1003]… Cu’şuş: (c. ceâşiş) Kötü huylu, kısa boylu [679] ?.. end. casis: Şase ?.. frs. cuşiş: Kaynama, coşma [609] ?.. fre. “casser” kökünden, “casseuse“: Kıran, kırıcı. Yaygaracı, yalancı pehlivan. Hırsız, arakçı. Her şeyi kıran, sakar ?..  Cassis,m: Ark, kasis; çukurluk, çukur (Yolun bir yakasından öbür yakasına geçen). Bir tür frenk üzümü fidanı. Frenk üzümü likörü. Baş, tepe ?.. eng. casease: Kazein üzerine etki gösteren enzim; kazein’i eriten enzim ?.. Caseose: Kazein’in sindirimi sonucu oluşan bir madde (UK) ?.. Caseous: Peynire âit, peynir gibi ?.. lat. cassês: Ağ, tuzak. Örümcek ağı ?.. Cassium: Ağ, tuzak. Örümcek ağı ?.. Concessus: Terkedilmiş, bırakılmış. Görünmez olunmuş. İhsan edilmiş, bahşedilmiş. İzin verilmiş ?.. Concessus: İzin, müsaade ?.. ita. concesso: İzin veril/miş (-en). Veril/en (-miş), bırakıl/an (-mış). *. Satış hakkı veril/miş (-en) ?.. Concessore: İzin, ruhsat …veren (bırakan) ?.. ltv. jāšus: At sırtında ?.. “Kaptan Kusto… Bu adam bir devrin Markopolo’su, Evliya Çelebisi gibi tedkikçi bir seyyahtır ve tabiat denilen yaratıklar âleminin sırlarını denizlerde arayan ve deniz içi hayatı kurcalayan ilmî bir tecessüs sahibidir“. TG 5.503 “Dünya Çapında Bir Hadise: Kaptan “Jesus” Müslüman” !.. Çimenlik bir bahçe… Elimde Mektûbât-ı Rabbânî… Akıl ve anlayışımın çokluğundan diyeyim, başımı sanki zor kaldırabiliyorum da başım önüme düşmüş… O incelikleri okuyor ve anlayabiliyorum… Önümde bir sofra kurulmuş ve sinide sadece peynir var… Diğer arkadaşlar başlasınlar diye peynirden bir dilim alıp ağzıma götürdüğüm ânda kalbim zikretmeye başlıyor… Tesir ve himmetin Hazret-i İmam’dan geldiğini farkedip, sol arkama dönüyor ve bakıyorum… Birkaç metre öteden teveccüh ediyorlar !.. 1985… “İki beden bir ruhta – Tülbent kokusunda remz olmuş hasret – Ruhları gezen casus kendi suçunda – Allah’ı anar… bir ceylân ki zaruret – İki beden bir ruhta“. KYSırrı, Sahne

…..

…..

…..

Cesl:   533,503,30   arb. Kıllı kimse. Çok nesne, kesir ?.. Aynı yazılışta, “cesel“: Anne. Eş, hanım ?.. Cesele: (yecsulu, yecsilu) (m. cesl) Rüzgâr alıp götürdü ?.. Cesile: (yecselu) (m. cesâle, cusûle) Saç uzun ve gür oldu. Bitki gürleşti ?.. Cesl: Gürlük ?.. Cesl: Rüzgar alıp götürmek ?.. Cesl: Siyah iri karıncalar ?.. Cesule: (yecsulu) (m. cesâle, cusûle) Saç uzun ve gür oldu. Bitki gürleşti ?..

Cesle:   538,503,35   arb. Gürlük ?.. Aynı yazılışta, “cesle“: Siyah iri karınca ?.. Tays: Yeryüzünde olan toprak ve süprüntü. Nesli çok olan karınca ve sinek ?.. Dimn: Selin getirdiği çerçöp. Deve ve koyun tersi ?.. Dimne: Tilki. Süprüntülük, mezbele !..

Cesm:   543,503,40   arb. Devam etmek, mülâzemet.

Cesr:   263,3,260   arb. Büyük deve.

Cess:   63,3,60   arb. Araştırma, tahkik etme, soruşturma. El ile yoklama. Yapışmak ?.. Cassas: Sıvacı, kireççi ?.. Cessâs: Badanacı. Kireçle bina sıvayan ?.. Casûs: Hafiye. Gizli sırları haber veren !..

Cess:   503,503,0   arb. Kesmek. Sökmek, kökünden sökmek ?.. Aynı yazılışta, “cess“: Balmumu ?.. Cesse: (yecussu) (m. Cess) Kesti. Söktü, kökünden söktü ?.. Cuss: Çekirge ölüsü. İçinde arının kanadı ve gövdesi karışmış olan şey. Meyve kapçığı. Sırt, yüksek yer ?.. Cusse: Korktu ?.. Vesaire… Cassas ?.. Cessâs ?.. Casûs !..

Cessame:   549,503,46   arb. Sefer yapmamış kişi. Seyahat etmemiş kimse.

Cessâs:   184,3,181   arb. Badanacı. Kireçle bina sıvayan ?.. Casûs: Hafiye. Gizli sırları haber veren !..

Cessâs:   124,3,121   arb. Gizli şeyleri araştıran, gizli şeylere merak eden. Tecessüs sahibi ?.. Casûs: Hafiye. Gizli sırları haber veren !.. “Kaptan Kusto… Bu adam bir devrin Markopolo’su, Evliya Çelebisi gibi tedkikçi bir seyyahtır ve tabiat denilen yaratıklar âleminin sırlarını denizlerde arayan ve deniz içi hayatı kurcalayan ilmî bir tecessüs sahibidir“. TG 5.503

Cessâse:   129,3,126   arb. Harb gemisi, kruvazör ?.. Casûs: Hafiye. Gizli sırları haber veren !.. Tahkîk-üş şahsiyye: Hüviyet tahkîki… Noktasız harfler: Ha + elif + lâm + sad (Salih ?..)… 8 + 1 + 30 + 90 =129… Salih !..

Cessato:   531   ita. Kesil/miş (-en), din(diril)miş (-en). Dur(durul)muş (-an). Bırakıl/mış (-an). Bit(iril)miş (-en) ?.. Selîb: Traş olunmuş. Aklı başından alınmış. Soyulmuş, Giderilmiş ?.. Sa’leb: Tilki !..

Cessātor:   731   lat. Tembel, aylak kimse (Haylaz,)   “Cessāt/or -ōris” ?.. frs. küsiste: Tembel, uyuşuk, gevşek ?..

Cessit(Ac):   538   ita. Seçkinlik, ödüle yaraşırlık. “Cedere”den.   “Accessit”

Cest:   463,403,60   frs. Sıçrayış, atlayış. Çabuk hareket eden. Sıçrayarak; atlayarak. “Cest İsa târehed ez düşmenan – Bürd an cesten beçârüm asman“… “İsa Aleyhisselâm düşmanlardan kurtulmak için sıçradı. O sıçrayış kendisini semaya kadar çıkardı”. Mesnevî, 2791… Cest ?.. Kusto !.. Kusto İsa !.. “Kaptan Kusto Müslüman” !..

C’est:   464   fre. Bu …dir.   (“Ce“, “bu” ve “être“, “olmak” fiilinden “est“in birleştirilmişi… Okunuşu, “se”)… “ita. è, spa. es, eng. it’s, ger. es ist, hol. het is.

Cest ber dâşten:   1420,1155,265   frs. Sıçramak.

Cest ü hîz:   1086,1020,66   frs. Hoplama, zıplama, sıçrama, sıçrayış, sekme.

Cest ü hîz kerden:   1400,1070,330   frs. Sekmek, zıplamak, sıçramak.

Cest zeden:   524,460,64   frs. Sıçramak.

Cesta:   922   boş., çek., hır., srp., slo. Yol. Patika. İz. Dar yol, sokak veya geçit. Geçit, pasaj. Ara yol. Sapa yol ?.. Kîse: Para hesabı. Para. Öz para. Para kesesi. Küçük-büyük torba veya kab. Kumaştan çanta biçiminde torba-kab. Yoğurt kesesi. Kestirme yol ?.. Kist !..

…..

…..

…..

Çâh:   9,3,6   frs. (çeh) Kuyu. Çukur ?.. Bi’r: Kuyu. Hesab defteri ?.. Birr: Tilki yavrusu !.. “Amma ki ne râh her kadem çâh – Her berk-i giyâhı mâr-ı can-kâh“. Hüsn-ü Aşk

Çâh-ı bün:   61,55,6   frs. Kuyu dibi.

Çâh-ı Yusuf:   165,93,72   frs. Hazret-i Yusuf’un kardeşleri tarafından atılmış olduğu kuyu. “… mekkennâ li Yûsufe fil arz…”… “Yusuf’u o yere yerleştirdik”. 12.21… Ebcedi, 1419… (01.01.1419 : 28.04.1998)… Rüya tâbir eden Yusuf aleyhisselâm… Ve tâbir-tevil ilmini getiren Kumandan Mirzabeyoğlu Metris’te !..

…..

…..

…..

Dahdaha:   2016,2000,16   arb. Suyun dökülüp saçılması. Serabın uzaktan su gibi görünüp parlaması… “Onlara tattıracağız, en büyük azabdan önce yakın azabdan. Belki rücû ederler“. 32,21. “En büyük azabdan önce yakın azab” kadarının ebcedini toplarsak, 2016 eder… Kulağı kesik Fetöcü darbeciler ?.. Yaşayıp göreceklere ise, “O yakın azabdan onlara tattıracağız“, 2030 yapıyor… Bir diğer hesablama ile 1980 ?.. Yine CIA, yine darbe !..

…..

…..

…..

Darb:   1002,802,200   arb. (c. durub, edrub) Vurmak. “Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına“. 8.12. Elinden tutmak. Çıkmak, gitmek. İkamet etmek, kalmak. Katmak, ilave etmek. Yüzmek. Akreb sokmak. Kımıldamak, oynamak. Yüz çevirmek. İşaret etmek. Uzaklaştırmak. Sınırlandırmak, kısıtlamak. Darbımesel söylemek, misâl getirmek. “İşte Allah, hak ile batıla böyle misâl getirir“. 13.17. Vergi koymak. Çadır dikmek. Kazık çakmak. Para basmak. Mühürlemek, damga vurmak. “İşte bu hadiseden sonra üzer/erine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar“. 2.61 ?.. Üflemek. Çalmak. Rahatsız etmek. Nabzı atmak. Geçip gitmek. Ara bozmak. Renge çalmak. Rekor kırmak ?.. Darab: Soğuk çarpmak. Kırağı yağmak, çiy düşmek ?.. Darab: Açık renkli bal ?.. Darb: (c. adrâb, adrub, durûb) Vurma. Çarpma, çarpım işlemi. Tür, sınıf, nev, cins. Benzer, nazir. Misil, kat. Eti hafif olan ?.. Darb: yurdundan çıkmak ?.. Darebe: (yadribu) (m. darb) Vurdu . “Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına“. 8.12. Elinden tuttu. Çıktı, gitti. “(Yapacağınız hayırlar) Kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeble yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun“. 2.273. İkamet etti, kaldı. Kattı, ilave etti. Yüzdü. Akreb soktu. Kımıldadı, oynadı. Yüz çevirdi. İşaret etti. Uzaklaştırdı. Sınırlandırdı, kısıtladı. Darbımesel söyledi, misâl getirdi. “Artık Allah’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın“. 16.74. Vergi koydu. Çadır dikti. Kazık çaktı. Para bastı. Mühürledi, damga vurdu. “İşte bu hadiseden sonra üzerlerine aşağılık ve fakirlik damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar“. 2.61. Üfledi. Çaldı. Rahatsız etti. Nabzı attı. Geçip gitti. Ara bozdu. Renge çaldı. Rekor kırdı ?.. Darebe: (yadribu) (m. darb, darabân) Yurdundan çıktı ?.. Daribe: (yadrebu) (m. darab) Soğuk çarptı. Kırağı yağdı, çiy düştü ?.. Darrebe: (m. tadrîb) Vurdu. Karıştırdı ?.. Darib: Ağaçlı yer. Karanlık gece. Döven. Vurucu, vuran. Darbeden, çarpan ?.. Îşe: Orman, sık ağaçlık. Casus, hafiye !.. “Rakamlarla uğraşıyorum ve çarpım yapıyorum !..” TG 6.210… Çarpma işlemi bir rakamı tekrar tekrar toplama işlemidir aslında… Ebced ?..

…..

…..

…..

Ehl-i Kitab:   459,402,57   arb. Allah’ın gönderdiği kitablara inanan. Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olan. “Kitab ehlinden kim varsa mutlaka ölümünden önce ona imân edecektir“. 4.159… Toplarsak, 1446… 2024-2025… Âyetin devamı şöyle: “O da kıyamet gününde onlara şâhidlik edecektir“… Yevm-ul kıyameti… Yevm-üt telâkî ?.. Tilki Günlüğü ?..

…..

…..

…..

Elf:   111,80,31   arb. Bin, (1000) sayısının ismi. “Bin adet şey vermek ve ünsiyet eylemek” mânâlarına gelir.

Elf:   111   eng. “Extremely Low Frequency” rad. Son derece alçak frekans. (Telegram gibi.) “Maviye Hanımla aniden karşılaşıyormuşuz… Ve o bana, benim ona olan aşkımdan yakınıp sızlanmalarımı, cinlerin rahatsız ederek ha­ber verdiğini söylüyor ve bu hâlden tatlı şikâyet ederek bahsediyormuş… Bunları onlara anlatır­ken, aniden Maviye Hanım… “Aaa!.. Merhaba Maviye!” diyorum… Bana: “Sen niye sızlanıp du­ruyorsun?.. Sonra cinler gelip, şöyle oldu böyle ol­du diye beni rahatsız ediyorlar!”…” TG 4.83, 6.292

Elf:   111   eng. Peri, cin, cüce.

Elf:   111   ger. Onbir, (11). Onbir, takım, tim, ekip. -e f. Peri ?.. F > V ?.. eng. eleven ?..

…..

…..

…..

Erkam:   342,100,242   arb. Rakamlar. Afetler, felâketler. Çubuklu alaca kumaşlar. Kalın çizgiler. Etiketler. Nişanlar, alâmetler. Mühür izleri. “Erkam-ı hatâ pür etti gerçi – Serlevha-i defter-i günahım – Şâdım âna kim okunmaz oldu – Bir vech ile defter-i siyahım“. Şeyhülİslâm Bahayi Efendi… “Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar; – Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar. – Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! – Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!” Çile, Karacaahmet… Asfar: Sıfırlar. Boş şeyler ?.. Behramen: Bir çeşit kırmızı yakut. Kadınların kullandıkları allık. İpekten dokunan güzel bir kumaş. Kırmızı gül, asfur çiçeği ?.. Behrem: Kısa boylu kimse ?.. Kütâ’: Kısa boylu. Tilki eniği. Tamamlanmak, toplanmak !.. Tilki’lerde ebcedleri bulmuşlar… Ve Karaca Ahmed… Acıklı ?.. Mahzûn ?.. Hazin ?.. Zengin ?.. Talih: Takdim !..

…..

…..

…..

Gasto,m:   487   spa. Harcama. Harç, masraf. (Gaz, elektrik vb.) Sarfiyat ?.. G > K > C ?.. Costa,f: Bedel, fiyat. Harcetme, sarfetme. Masraf ?..

Gastolano(Er):   775   ita. Müebbed hapis.   “Ergastolano” ?.. Takaffül: Kilitlemek. Kapamak. Tilki eniği !.. 19 Nisan 2002… Salih Mirzabeyoğlu’nun idam kararı Yargıtay tarafından tasdik edildi… İdam cezası, 23  Eylül 2002 tarihinde uyarlama yapılarak, müebbed ağır hapis cezasına çevrildi… 30 Kasım 2004’te tekrar yapılan uyarlama ile ağırlaştırılmış müebbed hapse dönüştürüldü !..

Gastolo(Er):   724   ita. Müebbed hapis (cezası). Hapishâne.   “Ergastolo”… Hiçbir aftan faydalanamaz müebbed ?.. Kusto !..

…..

…..

…..

Ghost:   491   eng. Ruh, can. Hayâlet, hortlak, heyûlâ, tayf. Cin. İz, gölge… Shakespeare’in 86. sonesinin sonu: “He, nor that affable familiar ghost – Which nightly gulls him with intelligence – – As victors of my silence cannot boast; – I was not sick of any fear from thence: – – But when your countenance filled up his line – Then lack’d I matter; that enfeebled mine“… “Ne şair övünmeli, ne de onu her gece – Düşünceyle besleyen karagün dostu ruh – – Ben yenilmişim gibi sessizliğe düşünce; – Onlar gönlüme asla korku salamayacak: – – Gel gör ki cömerd yüzün gülmüş diğer şaire, – Güçsüz kalmış şiirim, mevzu kalmamış bana”… Ghost ?.. G > K ?.. Kust !.. “Maviye Hanımla aniden karşılaşıyormuşuz… Ve o bana, benim ona olan aşkımdan yakınıp sızlanmalarımı, cinlerin rahatsız ederek haber verdiğini söylüyor ve bu hâlden tatlı şikâyet ederek bahsediyormuş“. T.G. 4.83

Ghost (Holy):   542   eng. Ruh-ül Kuds.   “Holy ghost”

Ghost …:   943   eng. Ölmek, ruhunu teslim etmek.   “Give up the ghost”

Ghost town:   959   eng. Ahalisi olmayan metruk kasaba.

Ghost writer:   1314   eng. Bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında makale veya kitab yazan kimse… “Şu oldu, bu oldu, Üstadım Ankara’ya gitti… Döndüğünde yüzünde güller açıyordu: – “Senin yazılarını benim yazdığımı söylüyorlar!”” TG 5.408

Ghostly:   531   eng. Hayâlet gibi. Mânevî.

Ghost-write:   1114   eng. Başkası adına (demeç, makale vs) yazmak ?.. “Senin de benim imzamla bir eserin olsun… İmzamı atabileceğim eser… Sonra Büyük Doğu yayınlarından basarız… Büyük Doğu markası altında benim imzamdan sonra ilk defa basılacak… Büyük mânâsı var!” TG 4.34… hol. kostenstijging: Masraf yükselimi. Değer, gider çoğalması ?.. Ebcedi, 1114.

…..

…..

…..

Gîtî-sitan:   951,870,81   frs. Dünyayı zapteden, cihangir. “Yemin olsun, Biz Tevrat’tan sonraki Zebur’da “yeryüzüne salih kullarım varis olacaktır” diye yazdık“. 21.105 “Ez Zikr” lâfzının ebcedi, 951… “Elif”in ebcedi 1 ve “elf” de 1000 demek olduğuna göre, 951: 1950… “Min ba’diz-zikr” lafzına uygun ve murad-ı ilâhiye muvafık düşebilecek bir tevil, 1950’den sonra doğan bir padişâhın salih olup arza varis olacağıdır”… Ayrıca, âyetin ilk kısmının ebcedi 2066 ve ikinci kısmının ise 2071… 15. İslâm asrının sonları… “El arda yerisühâ ıbâdiy-es Salihûn“: 2051… “Es-salihûn”daki okunmayan “elif, lâm”ı çıkartırsak: 2020 !.. “Halife görünecek!” TG 2.146… “Zaten benim bir takdim yazım olacak… Bütün hüviyetin görünecek!” TG 1.18… (كيف انتم اذا نزل ابن مريم فيكم، وامامكم منكم)… “İmamınız kendinizden olduğu hâlde, Meryem oğlu içinize indiği zaman acaba sizler nasıl olursunuz ?“… “Keyfe” hariç, hadîsin ebced toplamı, 2071… Buhârî şerhi, İrşâd-üs sârî’de zikredildiği üzere, İsa aleyhisselâma, “bize imam ol” dendiğinde o, bu ümmete ikram olsun diye, (لاَ اِنَّ بَعْضَكُمْ اُمَرَاءُ بَعْضٍ) “hayır, siz birbirinizin emirlerisiniz” buyurarak, imameti bu ümmete münasip görecektir… “Lâ inne” hariç ebced değeri, 2047.

…..

…..

…..

Graph/ium -ī -iī:   284   lat. Tablet üzerine yazı yazmak için kullanılan iğne veya madenī kalem ?.. eng. graph: matb. Grafik. Rakamları eğrilerle ifâde eden sistem. Grafik kâğıdı üzerine çizilen eğri ?.. Graphic: Resim veya yazıya âit. Tam tasvir olunmuş, canlı. Yazıya uygun. Şekillere âit, şeklî, çizgili ?.. İbrî: İğne yapan veya satan kimse. İğne veya ibresi olan ?.. Abr ?.. Bi’r ?.. Birr !..

Graphe:   229   yun. Yazı.

Grass snake:   473   eng. Karayılan, “tropidonotus natrix” ?.. Salih: Karayılan !..

Grātiīs, grātīs:   701   lat. Hiç yoktan, hiçe, yok bahasına ?.. Grātuītus: Bedava, parasız. Kendiliğinden, gönüllü ?.. spa. grat/a -o: Hoş. Sevimli. Bedava ?.. Gratuit/a -o: Parasız, bedava, karşılıksız, meccani. Mesnedsiz, dayanıksız ?.. fre. gratuit(e): Karşılıksız, karşılık beklenmeden yapılan. Bedava, parasız. Temelsiz, dayanıksız. Nedensiz, akla yatkın bir sebebi olmayan ?.. ita. gratuito: Parasız, karşılıksız, bedava. Temelsiz. Nedensiz. Faizsiz ?.. bul., dan., fre., ger., hol., eng., isv., ita., leh., nor., rom. gratis: Bedava, parasız, beleş, caba, meccanî, meccanen, haybeden. Fîsebilillah ?.. “Bahşiş: Fazladan, iyilik olsun diye verilen. İhsan. Hediye. Mükâfat. Lütuf… Bahşûde: İhsan edilmiş, verilmiş, bağışlanmış. Affedilmiş… Âfî: Affedilmiş, bağışlanmış. Affeden, bağışlayan. Uzun saçlı. Silen, silinmiş. Yalvaran. Tencere altında artaya kalan… Âbî: Kurban payı… Âbî: Suda yaşayan ve suda meydana gelen. Çok mavi. Ayva… Ezrak: Gök renkli, mavi. Saf ve temiz su”. TG 5.439

Grav:   227   dan. Mezar, kabir. İn, hayvan ini ?.. isv. grav: Mezar, türbe ?.. Grav: Ağır, ciddi ?.. nor. grav: Mezar ?.. eng. grave: Ciddî, ağır, vahim, tehlikeli. Ağırbaşlı, vakarlı, temkinli ?.. Grave: Kalafat etmek, geminin altını temizleyip zift sürmek ?.. Grave: müz. Ağır, yavaş. Ağır ve yavaş parça ?.. Grave: Oymak, hakketmek ?.. Grave: Mezar, kabir ?.. hol. groeve: Çukur, kazılmış çukur. Mezar. Maden ocağı. Tuzak ?.. V > B ?.. hır. grob: Mezar, kabir ?.. srp. grobnica: Mezar; türbe; mezarlık ?.. bul., mak. grobnitsa: Türbe ?.. GRV > GVR ?.. Gûr: Kabir, mezar. Yaban eşeği. Meşhur pehlivan Rüstem-i İranî’nin lâkabı !.. Tilki Günlüğü !.. frs. kûrabe: Kubbeli mezar, türbe ?.. Haydi Farsça, Hind-Avrupa dil ailesinden diyelim… GVR ?.. GBR ?.. KBR ?.. Kabir !.. “Geçen bir film çıkmış, seyrettin mi ?.. Hazineyi arıyorlar… Ellerinde haritalar, şifreler vesaire… O oraya, o oraya yönlendiriyor… Sonunda bütün işaretler bir mezarı gösteriyor… Neyse mezarı açıyorlar, bir tilki !.. Adamlar yakalamış“… S.M.

Greet:   622   eng. “Selâmlamak. İstikbâl etmek, karşılamak… Greet: Ağlamak… Great: Büyük, muazzam, iri. Ulu, şöhretli, ünlü. Mükemmel, fevkalâde. Mühim, Önemli. Ünvanla baş, reis”. TG 3.547… Ekim 2015 tarihinde SultanAhmed’de Akademya’nın daveti üzere sohbet – konferansa gitmemle ilgili istiharede gördüğüm… Üstad’la Büyük Doğu marşını söylüyoruz… Ben şiiri tam hatırlayamadığım için bazı yerlerde durumu idare ediyor ve Üstad’ın bunu anlamasından ve kızacağından endişe ediyorum… Üstad’ım, şiiri tam hatırlayamıyorum ve esasen size uyum sağlamam da pek mümkün değil desem ?.. Farkediyor ve, “oluyor, devam et, mesele yok” filân diyerek teşvik ediyor… fre., ita., rom. est: Doğu, şark ?.. E > Y > J > C > K ?.. Est: Kust !.. Büyük Doğu: Kaptan Kusto !..

Grejuva Ateşi:   955,717,238   Rum, Roma, Bizans, Yunan ateşi de denir. Eskiden kale müdafaalarında hücum edenlere karşı ve deniz savaşlarında düşman gemilerini tutuşturmak için kullanılan ve su ile sönmeyen bir cins ateş. Balmumu, kükürt, ispirto, kâfuru karmasından ibarettir.

Grev:   1206,1000,206   fre. İşçilerin isteklerini işverene kabul ettirmek için, işlerini hep birlikte bırakmaları.

Grève,f:   228   fre. Sahil. Grev ?.. Hafe: Sahil, kıyı, deniz kenarı. İki veya daha fazla sathın, bir açı teşkil ederek birleşmesinden meydana gelen uzunlamasına keskinlik ?.. Hafiye !.. hol., isv. kust: Sahil. Deniz kenarı. Kıyı. Yalı !..

Gris(e):   290   fre. Külrengi, boz, gri. Kır, kırlaşmış. (Hava için) Kapalı, bulutlu. Monoton. Çakırkeyf ?.. Gris,m: Külrengi, boz, gri. (At) Boz, demir kır. Külrengi elbise. Tütün ?.. spa. gris: Gri. Hatları bulanık, belirsiz. Kederli, hüzünlü. m. Bir cins sibirya sincabı ve bunun kürkü. Soğuk rüzgar ?.. “Ermed: Gözü ağrıyan adam. Kül rengi, gri. Boz renkli nesne… Çeçek: Gül, çiçek. Gönül. (Tilki eniği). Çiçek hastalığı. Vücudda çıkan ben, nokta”. TG 6.246

Gst(Oo):   493   hol. Ürün, hasad, mahsul, rekolte.   “Oogst”

Gst(Wijnoo):   571   hol. Bağbozumu.   “Wijnoogst” ?.. Katf: Üzüm kesmek. Ağaçtan meyve devşirme mevsimi. Devşirme mevsimi ?.. Katuf: Tembel ?.. Küsiste: Tembel, uyuşuk, gevşek !..

Gste(Æn):   532   dan. Korkutmak, endişeye düşürmek, telâşlandırmak.   “Ængste” ?.. Rub: Korku. Korkudan dolayı iş ve hareketten kesilmek. Korkutmak. Kesmek. Sihir, büyü, efsun ?.. Rûbâh-rûbeh: Tilki. Kurnaz, hilekâr… Rubbân: Kaptan !.. Üstad’a “hafakan“ı ne mânâda kullandığını soruyorlar: “Hayır… Anguas’a uyabilir, “spleen” çok uyuyor… “Spleen” kelimesi var İngilizcede… Değil mi Süleyman ?.. A. Songar: “Almanların “angst” dedikleri şey, sıkıntıdan farklı”… anGST, haa işte bu !

…..

…..

…..

Guste(Au):   494   fre. Yüce, ulu. m. Yüzünü gözünü çok koyu ve renkli boyamış sirk soytarısı.   “Auguste”… “Bana çabuk olmamı ve yüzümü boyamamı söylüyorlar; ben de tiyatrocu olarak sahneye çıkacağım… “Tamam! Bir tuvalete gireyim de!” diyorum… Benim yüzümü ablam boyayacaktı ama, çok savsaklanmamdan boyamıyor… Ben bütün yüzümü maske gibi, mavi boyayla sıvadım… Rahmetli Adile teyzem, o mavi üzerine başka renkle gözlerimi boyayacak“. TG 6.12… Arthur Rimbaud’nun, “Chanson de la plus haute tour” isimli şiirinden… “Je me suis dit: laisse, – Et qu’on ne te voie; – Et sans la promesse – De plus hautes joies. – Que rien ne t’arrête, – Auguste retraite“… “Dedim kendi kendime: Bırak, – Ve seni görmeyeyim; Ve verilmiş söz olmadan – Ayrıca yüce nimetler. Hiçbirşey durduramaz seni, – Auguste (zaten) emekli”… Retraite (la): (Askerlikte) Geri çekilme. Fener alayı. Bir köşeye çekilip dinlenme. Sığınak, barınak, çekilip kafa dinlendirilecek yer. Dünya işlerinden el çekme, inziva, münzevilik. Kuruyup oylum küçülme, çekme, çekilme. (Bir yerden) Ayrılma, çekilme, gitme, uzaklaşma. Emeklilik. Emekli aylığı. Suların yataklarına çekilmesi ?.. Tekaüd ?.. Kaid: Oturan, oturucu, oturmuş ?.. Kadd: Boy, bos ?.. Kımme: İnsan cemaati, topluluk. Boy, kamet. Beden. Başın tepesi. Dağ tepesi. Her şeyin yükseği ?.. Tilki !..

…..

…..

…..

Gûşe:   331,300,31   frs. Köşe. Kenar, bucak. Taraf, yön. Yöre, nahiye. Dar mekân, dar yer. Halka. Kinaye. müz. Makamın bir kısmı… “Gül goncasısın, gûşe-i destar senindir – Gel ey gül-i ra’nâ“. Nedim… “Zahm-ı sînem içre cânâ kanlu peygânun senün – Goncada pinhân olan berg-i gül-i ra’nâ mıdur“. Bâkî… “Hâr-ı müjgânımda fi’lhâl açılır nesrin-i eşk – Bâğ-ı çeşmimden çün ol gül yaprağı pinhân olur“. Ahmed Paşa… “Ey esir-i dam-i gam, bir gûşe-i meyhane dut – Dutma zühhadun muhalif pendini peymane dut“. Fuzûlî… Bir Günlük tut !.. “”Günlük” niyetine, “günce” diyorlar ya… Künc: (Günc). Köşe. Bodrum. Bucak”. TG 4.233… Üstad’ın Kafa Kâğıdım’ının sonu: “Tutulmuş asil bir köşe“… “Tutulmuş asil bir Günlük”… frs. künce: Kuyruğu kesik eşek. Bir tür tatlı ?.. Mishel: Dil, lisân. Yabanî eşek. Dizgin. Ziynet verecek nesne. Eğe, törpü !..

…..

…..

…..

Haber:   802,602,200   arb. (c. ahbâr, ahâbîr) Hariçten insanın fikrine intikal eden ilim. Yeni havadis. Ağızdan ağıza nakledilen söz. Peyam. Peygam. Nebe’. İlim ve malumat. Bilgi. Hadîs, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm’ın sözü. edb. Hâdiseyi bildiren fiil veya cümle. Müsned. Mübtedanın mukabili. Bir isme yakıştırılan sıfat. Allah büyüktür cümlesinde: Allah, mübteda; büyüktür, onun haberidir. Bu, mübteda ise beraber tam bir cümle teşkil eden; merfu’ bir isim, fiil veya cümle olabilir ?.. Aynı yazılışta, “haber“: Bilmek. Yerde sıçan deliği çok olmak ?.. Habere: (yahburu) (m. hubr) Toprağı sürdü. Yemeği yağlı yaptı ?.. Habere: (yahburu) (m. hubr, hibr, habr, hubre, hibre, habre, mahbere) Denedi, tecrübe etti ?.. Habere: (yahburu) (m. hubr, hibre) Tecrübe ederek bildi ?.. Habir: Sedir ağacı ?.. Habire: (yahberu) (m. haber) Bildi. Yerde sıçan deliği çok oldu ?.. Habr: Denemek, tecrübe etmek ?.. Hibr: (c. hubur) Yarıcılık. Büyük yemek çıkını. Sütü bol deve ?.. Hibr: Denemek, tecrübe etmek ?.. Hubr: Deney. Tecrübe. Bilme, bilgi sahibi olma ?.. Hubr: Toprağı sürmek. Yemeği yağlı yapmak ?.. Hubr: Denemek, tecrübe etmek ?.. Hubr: İçyüzü. “İçyüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin ?” 18.68… Hubr: Tecrübe ile bilmek ?.. Vesaire… An’ane: Âdet, örf. Ağızdan nakledilen söz, haber. Bir hadîsin veya haberin rivayet edicilerini bildirmek sûretiyle nakil. Silsile. Müezzinin ezan okurken teganni etmesi ?.. A’nan: Ufuklar. Ağacın ucu ?.. Diğer taraftan… Hübûr: Çukur yer. Büyük taş ?.. Sahr: Kaya. Büyük taş. Maden kütlesi ?.. Sahra: Çöl. Kır. Ova. Yazı. Kızıl dişi eşek !..

Haber:   210,2,208   arb. Berelenme, yaralanma. Çürüme.

…..

…..

…..

Halef:   710,680,30   arb. Birinin yerine sonradan geçen kimse. Babadan sonra kalan oğul. Bedel ?.. Aynı yazılışta, “halef“: Şaşı olmak. Solak olmak. Eğri yürümek. Sözünde durmamak. Yamamak. Kokusu değişmek. Ağaç ikinci ürünü vermek. Ağaç meyve vermemek. Geri çevirmek. Ergenlik çağı yaklaşmak ?.. Halef: Halef olmak ?.. Halefe: (yahlufu) (m. halâfe, hulûf) Ahlâkça babası gibi olmadı. Ahmak oldu ?.. Halefe: (yahlufu) (m. halef, hilfe) Halef oldu ?. Halefe: (yahlufu) (m. hilâfe) Halife oldu. Halife tayin etti. Birinden sonraya kaldı, halef oldu ?.. Halefe: (yahlufu) (m. hulûf[e]) Farklı koktu ?.. Halefe: (yahlufu, yahlifu) (m. half) Arkasında oldu. Birinden sonra yaşadı. Halef oldu. Geriye kaldı. Yamadı. Yeni nesil geldi ?.. “Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi“. 19.59… Half: (c. ahlâf, hulûf) Sırt. Balta ağzı. Sonra. Arka, peş, ard. Nesil, kuşak, zürriyet. Hayırsız. Aykırı söz. Hurma kurutma yeri. Evlerin arkasında bulunan ağıl. Arkadan gelecekler ?.. “Biz de bugün bedenini, arkadan geleceklere ibret olman için kurtaracağız“. 10.92… Half: Arkasında olmak. Birinden sonra yaşamak. Halef olmak. Geriye kalmak. Yamamak ?.. Halfe: Arkasında ?.. Halife: (yahlefu) (m. halef) Şaşı oldu. Solak oldu. Eğri yürüdü. Sözünde durmadı. Yamadı. Kokusu değişti. Ağaç ikinci ürünü verdi. Ağaç meyve vermedi. Geri çevirdi. Ergenlik çağı yaklaştı ?.. Hallefe: (m. tahlîf) Halef tayin etti, halife tayin etti. Geriye koydu. Miras bıraktı ?.. Hilf: (c. ahlâf, hulûf, hilfe) Değişik. Kuyudan su çekme. Otlak, çayırlık. Meme ucu ?.. Hulef: Yollar. Sözünde durmayanlar. Dereler. Oklar. Büyük hükümdarlar. Saçını salmış kadınlar ?.. Hulf: Mantık dışı. Söyleneni yerine getirmeme ?.. Hulf: Mantık dışı. Sözünde durmama ?.. Hulf: Yollar. Sözünde durmayanlar. Dereler. Oklar. Büyük hükümdarlar. Saçını salmış kadınlar ?.. Huluf: Yollar. Sözünde durmayanlar. Dereler. Oklar. Büyük hükümdarlar. Saçını salmış kadınlar ?.. Vesaire… Halife: Usta kaptan kılavuz !..

…..

…..

…..

Hâr:   801,600,201   frs. Diken. “Ârızun yâdiyle nemnâk olsa müjgânum n’ola, – Zâyi’ olmaz gül temennasıyla virmek hâre su“… Hare: Kaya, sert taş ?.. Sahr: Kaya. Büyük taş. Maden kütlesi ?.. Sahra ?.. Hadîkat-üs Suadâ’dan: “Ol sebebden Farsî lafz ile çohdur nazm kim – Nazm-ı nâzük Türk lafzıyle inen düşvar olur – Lehce-i Türkî kabul-u nazm ü terkib itmeyüp – Ekser-i elfazı nâ-merbût u nâ-hemvar olur – Mende tevfik olsa bu düşvarı asan eylerem – Nevbahar olgaç tikenden berg-i gül ihzar olur“… İlkbaharda dikenden gülberg hazırlandığı gibi… “Gül bergine batan ne tikendür didüm didi – Müjgân-ı çeşm-i eşk-feşânun durur senin“. Hepsi, Fuzûlî.

Hâr:   807,600,207   frs. horden > hor > hâr. Yiyecek… Aynı yazılışta, arb. “huvâr“: Sığır ve koyun sesi ?..

Hâr:   807,600,207   peh. Hor, hakir, âdi, itibarsız. Aşağı. Kolay, basit. “Gülistânda berg-i gül sanman dağılmış bâddan – Küşte-i hvâr-ı gam olan andelîbün kanıdur“. Âhî

Har’:   870,600,270   arb. Yarmak ?.. Makk: Yarmak ?.. Mekâ: Tilki, tavşan ve bunlara benzer hayvanlar. Canavarların inleri, yatakları !..

Har  :   208,0,208   trk. Dantel. SS ?.. Hare: Kaya, sert taş ?.. Sahr: Kaya. Büyük taş. Maden kütlesi ?.. Sahra: Çöl. Kır. Ova. Yazı. Kızıl dişi eşek ?.. Mishel: Yabanî eşek. Dil, lisân. Ziynet verecek nesne. Dizgin. Eğe, törpü !..

Har, her:   800,600,200   peh. Merkeb, himar, eşek. Çay ve havuz diplerinde olan balçık. İdraksiz kimse. Kargaşa ?.. Kündür: “Günlük” denilen nesne. Kısa boylu ve şişman kimse. Vahşi hımar, yabanî eşek. Büyük çuval !.. Mishel !..

…..

…..

…..

Harf:   880,680,200   arb. Yemiş toplama ?.. Katf: Devşirme mevsimi. Ağaçtan meyve devşirme ?.. Katuf: Tembel ?.. Küsiste: Tembel, uyuşuk, gevşek !..

Harf :   288,80,208   arb. (c. hurûf, ehruf) Harf. Kelime. Dil. Lehce ?.. Aynı yazılışta, “harf“: (c. hurûf) Su yolu. (Mesel ?.. Misâl ?..) Kesici yan. Kenar, yan. Yol, yöntem, metod. Doruk. Uç ?.. Harf: Dönmek, sapmak. Geçimlik kazanmak. Saptırmak, yönünü değiştirtmek ?.. Harefe: (yahrifu) (m. harf) Döndü, saptı. Geçimlik kazandı. Saptırdı, yönünü değiştirtti ?.. Harefe: (yahrufu) (m. harfe) Sürme çekti ?.. Harrefe: (m. tahrîf) Aslını bozdu, tahrif etti. “Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelamını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi“. 2.75. Değiştirdi. Saptırdı ?.. Harufe: (yahrufu) (m. harâfe) Kekre oldu, kekreleşti ?.. Hiref: Meslekler ?.. Hurf: Su teresi ?.. Vesaire… Harf: Yemiş toplama !.. Suyutî, İtkan’da; İbn Abbas’tan yapılan rivayete göre, Kur’ân’ın tamamının 323.671 harf olduğunu zikreder.

…..

…..

…..

Heybe:   22,12,10   arb. Eşya koymaya mahsus iki taraflı küçük torba (Kîse ?..) ?.. Mekfûf: Kilitlenmiş. Heybe. Dürülmüş, toplanmış. Men olunmuş. Yasak edilmiş. Kulplarından sıkıca bağlanıp heybe gibi asılmış ?.. Berdâr: Asılmış, yukarı kaldırılmış. Tutucu. İtaat edici ve ettirici. Meyveli. Meyve verici olan ?.. Perdâr ?.. Perd: Kıvrım, büklüm, kat ?.. Vavî: Kıvrım, büklüm ?.. Tilki !.. “Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! – Heybem hayat dolu, deste ve yumak. – Sen, bütün dalların birleştiği kök; – Biricik meselem, Sonsuza varmak…” Çile, Çile… Bursa Tıb Fakültesinin inşaat hâlindeki günlerinde kullandığımız mescidi… İki başörtülü kızla birşeyler konuşuyorum… Elimdeki bond çantanın üzerine geçirilmiş heybe gibi birşeyin bir gözünde Kur’ân-ı Kerîm, diğer gözünde tefsir veya tevili var… Kızlar birden kayboldular… Gözümü kapıya çeviriyorum… Hazret-i Ali içeriye girmiş, yaklaşıyor… Benimle aynı boylarda, esmer, mütebessim, sade beyaz bir gömlek ve Zülfikâr’ı kuşanmış… Kını kıymetli taşlarla bezeli… “Resimlerinize hiç benzemiyorsunuz” dediğimde, “ne yapayım çizmişler, ben işte böyleyim” buyuruyorlar !.. 1987… “Ene medînet-ül ilmi ve Aliyyün bâbühâ, femen erâdel ilme fel ye’til bâbe“… “Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısı. Her kim ilim istiyorsa kapıya gelsin!”

…..

…..

…..

Hireb:   802,602,200   arb. Harabeler, viraneler ?.. Aynı yazılışta, “harab“: Yıkılmak. Harabeye dönmek, viran olmak. Kulağı yarık olmak ?.. Harb: Delmek. Yarmak. Tahrib etmek ?.. Harb: İğne deliği. Çoban dağarcığı ?.. Harb: Çalmak ?.. Hareb: (c. hirâb, ahrâb, hirbân) Toy kuşu ?.. Harebe: (yahrubu) (m. harâbe, hirâbe, harb, hurûb) Çaldı ?.. Harebe: (yahrubu) (m. harb) Deldi. Yardı. Tahrib etti ?.. Harib: Dağ yamacı. Beyaz taşlık ?.. Harib: Harabeler, viraneler ?.. Harib: Harab(e), virane ?.. Haribe: (yahrebu) (m. harab, harâb) Yıkıldı. Harabeye döndü, viran oldu. Kulağı yarık oldu ?.. Harrebe: (m. tahrîb) Tahrib etti, yıktı. Delik açtı ?.. Hurb: (c. hureb, ahrâb, hurûb) İğne deliği. Kulak deliği. Dine fesad sokma ?.. Hurb: Kulağı delik olanlar. Küpe delikleri ?.. Hurb: Çoban dağarcığı ?.. Hureb: İğne delikleri. Kulak delikleri. Dine fesad sokmalar ?.. Vesaire… frs. harâbât: Harabeler. Viraneler. Meyhâneler. Randevu evleri, fuhuş yerleri… Mahûr: Meyhâne. Kumarhâne ?.. Kusto !.. “Alimler ulemalar – Medresede buldular – Ben harâbât içinde – Buldum ise ne oldu ?” Yunus Emre… Ben Kusto’da, ben lisânda… Buldum ise ne oldu ?.. Hell ?..

…..

…..

…..

Hirr:   205,0,205   arb. (c. hirere) Kedi ?.. Aynı yazılışta, “herr“: Bağırmak, çemkirmek. Tiksinmek, iğrenmek ?.. Herr: İshal yapmak. Pislik çıkarmak, dışkı çıkarmak ?.. Herr: Ahlâksız olmak, huysuz olmak ?.. Herr: İshalden ölmek ?.. Herre: (yeherru) (m. herr) Ahlâksız oldu, huysuz oldu ?.. Herre: (yehirru) (m. herîr) Hırladı. Havladı ?.. Herre: (yehurru) (m. herr, hurâr) İshalden öldü ?.. Herre: (yehurru, yehirru) (m. herr) İshal yaptı. Pislik çıkardı, dışkı çıkardı ?.. Herre: (yehurru, yehirru) (m. herr, herîr) Bağırdı, çemkirdi. Tiksindi, iğrendi ?.. Hurr: Arslan. Çok süt. Çok su ?.. Vesaire… Haytel: Kedi ?.. Heytal: Tilki !..

…..

…..

…..

Hulâsa-i kelâm:   818,600,218   arb. Sözün hülasası. Sözün özü. “Bu gönüller pasını – Yıkayıp gidermeğe – Öyle bir söz söyle kim – Sözün hülâsasıdır“. Yunus Emre… Kim ?.. Kist ?.. Hülâsa: İcmâl !

…..

…..

…..

İsa (Aleyhisselâm):   150,20,130   arb. Dört büyük Peygamberden birisidir. Hakiki Hıristiyanlık dininin peygamberidir. Kur’ân-ı Kerîm’de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendisine gönderilmiştir… Âl-i İmran 48,49,50: “Allah ona kitabı, hikmeti ve Tevrat ile İncil’i öğretir. Allah onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderir: “Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet getirdim. Size, kuş biçiminde çamurdan bir şey yaparım da içine üflerim, Allah’ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim… Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririm… Önümdeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için ve Rabbiniz tarafından size bir âyet getirdim… Artık Allah’dan korkun da bana uyun“… Tevrat: Musa Aleyhisselâma nazil olan kitab ?.. Tevarih: Tarihler ?.. Tarih: İşe yaramadığından dolayı bir yana atılmış şey ?.. Ahâl: Bir şeye yaramayarak atılacak olan şey. Çerçöp ?.. Dimn: Selin getirdiği çerçöp. Deve ve koyun tersi ?.. Dimne: Tilki. Süprüntülük, mezbele !.. “Musevîler aralarında konuşuyorlar… Bir şekil ifâde eden Tevrat’ın içinde hemen belli olmayan rakamlar ve gizli mânâlar olduğunu söylüyorlar, tâbir ediyorlar… Musevîler İbdacı gençler ve sözkonusu Tevrat da “Tilki Günlüğü” gibi!” TG 6.15… Fen anfisinde imtihan başlayacak… Galiba Diferensiyel Denklemler… Ortalarda bir yerde sağ başta oturuyorum… Biri yanıma geldi ve bir koltuk sağa kaymamı isteyip yanıma oturdu… “Sende Hazret-i Ömer’in resmi varmış !” deyip görmek istedi… Bende de varmış ki gösteriyorum… Ayakta ve heybetli… Bir başka resimde de ölmüş ve tabuta konulmuş… Resim ama hologram gibi ve tabutun kapağı aralık… O, değişik açılardan bakarak tabutun içindekini görmeye çalışırken, resim her ne kadar bana âit olsa da gerçekte böyle bir resmim olmadığından olacak, ben de bu resimdeki Hazret-i Ömer’in cenazesini görmeye çalışıyorum… “Hazret-i Ali de çok büyüktür!” dedi sonra… “Onunla aramız iyi; rüyâmda gördüm, konuştuk” deyip ilgili rüyâyı anlattım… O, tâbir ederken… “İşte ne zaman öyle iki kızla konuşacaksın, bekle geliyor…”… Kimin geldiğini anlayamadım… O şahıs, bütün herkes ve anfi birden kayboldu… Bir taht ve üzerinde Hazret-i İsa… Bir insan o kadar yakışıklı olabilir… Dönüyor, bir göz kırpıyor ve uyanış… 1988

…..

…..

…..

Kâfiyeci:   129,103,26   Hanefî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi, Muhammed bin Süleyman bin Sa’d bin Mes’ûd er-Rûmî’dir. Künyesi Ebû Abdullah olup, lâkabı Muhyiddîn’dir. Nahiv ilmine dâir “Kâfiye” adlı eser ile çok meşgûl olduğundan, “Kâfiyeci” diye meşhur olmuştur. Molla Fenarî’nin talebesidir. İzmir’e bağlı Bergama’da, 788 (m. 1386) senesinde doğdu. Mısır’ın Kâhire şehrinde, 879 (m. 1474) senesinde vefat etti. Kâhire’deki Eşrefiyye Medresesi yakınında, kendisi için ölmeden önce yaptırdığı türbeye defnedildi. Kâfiyeci’nin, çeşitli ilimlere dâir yüzden fazla eseri vardır. Kâfiyeci hakkında İmâm-ı Süyûtî şöyle der: “Onun yanına ilk gittiğimde, “Zeydün Kâimün” terkibinin i’râbını yapmamı söyledi… Ben de, “derse ilk başlamış çocuk yerine koyup soru soruyorsun” dedim… “Bu terkibde senin bilmediğin 113 mesele vardır. Onun için soruyorum” dedi ve anlatmaya başladı… Ben, bu mevzu hakkında hiçbir şey bilmediğimi anladım… Bunun üzerine, ilim öğrenmek için 14 sene yanında kaldım. Her gidişimde, yeni bir mesele öğrendim”.

…..

…..

…..

Kâj:   28,7,21   frs. Eğri, bükülmüş. Şaşı ?.. Kavs: Yay. Büklüm. Eğri, yay biçiminde olan şey. Dokuzuncu burcun adı ?.. Vavî ?.. Tilki !.. Ahder: Şaşı adam ?.. Ahderrî: Yabanî eşek ?.. “–”İsminiz?” –”Necip Fazıl…” –”Numeronuz kaj?” (Numaraya “numero” der ve bazı kelimelerde “ç” harfini “j” diye söylerdi.) –”1054…” –”Kaj?” –”1054…” O gün, Fatih Sultan Mehmed’in ata binmesine lüzum kalmadı. Hamdullah Suphi’nin anlatışıyla Türk Şiirini en ince ve titiz nakışlarla gergefleyen şair, sınıftan çıkıp gitti.)” TG 6.238

…..

…..

…..

Ksit(Mu):   209,100,109   arb. Adaletle iş gören. Haklı hareket eden. Nefsine lâyık görmediği zararlı şeyi başkasına da münasib görmeyen.   “Muksit”… Hz. Ebu Hureyre anlatıyor: Resûlullah buyurdular ki: “Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal’e yemin ederim! Meryem oğlu İsa’nın, aranıza adaletli bir hakim olarak ineceği, istavrozları kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur“… “Hakemen muksitan” ?.. KST ?.. Kust ?..

Ksît(Ta):   579,510,69   arb. kıst’dan. Belli zamanlarda parça parça ödenecek para.   “Taksît”

Ksitîn(Mu):   269,160,109   arb. “Muksit”in cem’i. Haklı iş görenler. Hakkı eda edenler.   “Muksitîn”

Ksitu(El-Mu):   240   arb. Allah’ın güzel isimlerinden biri. Adil. Adaletli.   “El-Muksitu”… “Parmaklarımla saya saya “Bismillâh” çekiyorum ve 240’a tamamlıyorum!..” TG 4.85

Ksotiko:   522   rum. Cin, peri.

Kşet(A):   410,400,10   arb. (c. kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan.   “Akşet”

Kşetu(El-mi):   480   arb. Çakı.   “El-mikşetu”

Kşiti:   740   san. Yer.

Kto jest ?:   894   leh. Kimdir ?.. rus. kto ?.. K > H ?.. bel. hto ?.. slo. kto je ?.. hır. tko je ?.. çek., slo. kdo je ?.. mak. koj e ?.. boş., srp. ko je ?.. bul. koĭ e ?.. (jest ?.. cest ?.. cüst ?..)

Ku:   26   çin. Ağlamak ?.. nor. ku: İnek ?.. san. ku: Yer ?..

…..

…..

…..

Leb:   32,2,30   frs. Sahil. Kıyı. Kenar. Dudak. Şefe ?.. Lübb: İç. Öz. Her şeyin iyisi, hülâsası. Akıl, içli şeyin içi ?.. Fass: Gözbebeği. Mektub ve emsalinin mührünü açmak. Meyve içi. Lüb. Yüzük taşı. Kitabın bend ve mebhası. Kemiğin oynak yeri ?.. Engürek: Gözbebeği ?.. Engür: Üzüm ?.. Gile: Üzüm tanesi. Şikayet. İki dağ arasındaki yol, vadi ?.. Gile: Bir kimseyi aldatıp bir yere götürüp öldürmek ?.. Küşten: Öldürmek !.. “Keştî-i ümid lenger aldı, – Ben kaldım, o söz lebimde kaldı“… Ve… “Var mı hele söylenilmedik söz ? – Kalmış mı meğer denilmedik söz” ? Şeyh Gâlib… “Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda – Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda…“… Bu da Üstad’ın Çile’sinden: “Söylenmedik cümlenin hasreti Takdim’imde…“… B > P ?.. hol., eng. lip: Dudak. Ağız. Vazo ağzı. (Fincan) Kenar. Küstahlık, yüzsüzlük, kaba konuşma. Kenar kıvırmak ?.. ger. lippe ?.. P > B ?.. spa. labio: Dudak. Kenar. Ağız ?.. ita. labbro ?.. fre. lèvre: Dudak. coğr. Kırılma kanadı. hek. hayb. Ağız, dudak, şefe ?.. Lièvre: Tavşan ?.. ita. lepre ?.. spa. liebre ?.. hol. haas ?.. ger. hase ?.. eng. hare ?.. “Biliyor biliyorum – Doğmamış çocuk ölür – Dudaklar ayrı söyler – Bacaklar başka yürür“. KYSırrı, Tek Perde

…..

…..

…..

Lezzaze:   1436,1400,36   arb. Lezzetli, tatlı, leziz. “… Şimdilik bunu size peşin verdi … Ve sizden insanların ellerini çekti …” 48.20… Ebced değeri, 1436…. 1436: 2014… 27 Haziran 2014’te, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine yeniden yargılanma talebiyle yapılan başvuru üzerine mahkeme heyeti, 22 Temmuz 2014’te verdiği kararla, Salih Mirzabeyoğlu’nun yeniden yargılanmasına ilişkin talebini kabule değer görerek, tahliyesine hükmetti !..

…..

…..

…..

Magdûbun minh:   1943,1852,91   arb. Malı gasbolan kimse… Şeriatla Mücadele Masası polisleri, Efendi Hazretlerinin evine baskın düzenliyor… “Bu bohçadaki nedir ?”… “Hocamın hırkası; hediye”… Suç âleti olarak “hırka”ya el koyuyorlar ve doğru Siyasî Şube… Mahkemeler, İzmir, Ankara ve yollarda rahatsızlanıp ruhunu teslim ediyorlar… Sene 1943 !.. Yâ Müntakim Allah !.. Bizi, “İşân-Onlar”ın intikamına memur et !..

…..

…..

…..

Maviye:   62,10,52   arb. Billur taşı ?.. Mehat ?.. KristalKalsit ?.. Maviye: Suya âit ?.. Mavi: Keder, tasa. Bulanıklık ?.. “Muaviye“ye yakın yazılış… arb. şehlâ: Siyaha çalan mavi gözlü kadın… İstanbul’da 157, Türkiye’de 1415 Maviye isimli kişi yaşıyor (2017)… Maviye Hanım ?.. Nilgün Yılmaz !.. Eskişehir’deyken, lise yıllarında tutulduğu kız… 1952 doğumlu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu. 1972’de Amerika’ya gitti. Zihin İlmi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar ferdî gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı. International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisi.

…..

…..

…..

Maziye:   756,710,46   arb. Şarab, hamr. Beyaz iyi bal. Beyaz ince yumuşak gömlek ?.. Hamr ?.. Hamir ?.. Mishel !.. “İşte “Kafa Kâğıdı”nda düşündüğüm, o… Patlama ânlarının maziye doğru psikolojik pırıltıları!..” TG 6.60… “Sebeb ve netice münasebetini maziden istikbâle doğru düşünmeye alışanlar, neticeden sebebe doğru bir düşünce tarzının içinde sebeble netice münasebetini tersine çeviren ve istikbâlden hâle ve hâlden maziye doğru bir ceryan hakikatini farkedemezler…” TG 5.613… Patlama ânlarının Tilki’ye doğru psikolojik pırıltıları… hâlden Tilki’ye doğru bir ceryan hakikati…

…..

…..

…..

Mela:   71,0,71   arb. (c. emlâ) Çöl, sahra. Açıklık, geniş alan. Zaman dilimi. Vakit. Sıcak kül !.. Aynı yazılışta, “mel’“: Doldurmak. Yardım etmek, destek vermek. İşgal etmek. Yayı germek ?.. Mel’: Dolmak ?.. Melâ: (yemlü) (m. melv) Koştu. Hızlı yürüdü ?.. Mele’: (c. emlâ’) Topluluk. İleri gelenler, seçkinler topluluğu ?.. “Musa’dan sonra Benî İsrail’den ileri gelen kimseleri görmedin mi?” 2.246… Mele’e: (yemle’u) (m. mel’, mel’e, mil’e) Doldu ?.. “Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı“. 18.18. Yardım etti, destek verdi. İşgal etti. Yayı gerdi ?.. Melle’e: (m. temli’e) Doldurdu, tıka basa doldurdu. Yayı iyice gerdi ?.. Vesaire… Berriyye: Sahra. Çöl. Geniş kumluk ?.. Berr: Va’dinde sadık. Sözünde duran. Muhsin. Keremkâr. Nimetleri herkese, umuma ihsan eden. Gerçeklik, sıdk. Susuz kuru yerler ?.. Birr: Tilki yavrusu !.. “Dünyadan ancak bir gün kalsa bile, elbette Allah-ü Teâlâ o günü uzatacak ve neticede benim Ehl-i Beyt’imden bir kişi gönderecektir ki, onun adı benim adıma, babasının adı da babamın adına denk düşecektir. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla doldurulduğu gibi, o onu adalet ve doğrulukla dolduracaktır“… “… yemleül arda kıstan…”… Kıst ?.. Kust !..

…..

…..

…..

Mısr:   330,0,330   arb. (c. emsâr, musûr) İki şey arasındaki perde, hâil. Sınır. Engel. Memleket. Mamur yer. Şehir. Afrika’nın şimalinde bir memleket ismi. Bir hububat adı. Kap. Kırmızı boya. Kırmızı çamur. “Mısır, “büyük şehir” demektir. Aslı, “iki şey arasındaki sınır”dır. Bundan özel isim murad etmiştir de denilmiştir. Munsarif olması (tenvin alması) ortası sakin olduğu içindir yahut beled ile tevil edilmesinden. İbn Mes’ud’un Mushaf’ında tenvinsiz olması bunu (özel isim olmasını) teyid eder. Şöyle de denilmiştir: Bunun aslı “Mısraiym”dir, Arabçalaşmıştır“. Beydavî 2.61… İki şey arasındaki sınır ?.. Su sırrı ?.. Kaptan Kusto !.. “Orası Mısır’sa ben de musırrım” !.. NFK… Israrlıyım… Su sırrıyım… Mu: Su ?.. Mâ’ ?.. – ?.. Mahiye ?.. Mâhî ?.. Salib ?.. Sa’leb ?.. Tilki !.. Tilki sırrıyım… Kaptan Kusto… Suların birbirine karışmadığını farkedip imâna geliyor… ““Nerede gördün ?”… “Çarşıda !”… “Ne iş yapıyormuş ?”… “Öğretmen”… Bir ara Mısır’a gitmiş…” TG 5.617

…..

…..

…..

Mus:   106,0,106   fre. mousse (köpük). Bir yönde verilen büküm ısıtılarak sabitleştirildikten sonra ters yönde açılarak elde edilen sentetik iplik. Balık, tavuk, sebze vb. ezildikten sonra çırpılmış krema ve yumurta akı katılarak kalıplanmış tuzlu yiyecek ?.. eng. mus: Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaşayan, burun ucu kıllı, başı büyük, boynu çok kısa, 15-20 çataldan oluşan geniş ve yaygın dallı boynuzlu, üç metre uzunluğu, omuz başına kadar olan yüksekliği iki metreyi bulan iri bir geyik türü, (alces machlis) ?.. lat. mus: dnz. Kılıç biçimli salma omurgalı, denize dayanıklı çok iyi dümen dinleyen, gençler için düşünülmüş yelkenli küçük yarış teknesi ?.. Mus: Sıçan ve farelerin umumi adı ?.. S > Ş ?.. frs. mûş ?.. Birr: Tilki yavrusu. Fare. Koyunu sevketmek. İyi amel. İhsan etme. Takva. Temizlik. Gönül, kalb !..

Mus:   106,0,106   trk. Kan emici sinek; eşek sineği. Büvelek. DS ?.. Tays: Yeryüzünde olan toprak ve süprüntü. Nesli çok olan karınca ve sinek ?.. Dimn: Selin getirdiği çerçöp. Deve ve koyun tersi ?.. Dimne: Tilki. Süprüntülük, mezbele !..

Mûs:   106,0,106   arb. Bıçak.

Musa:   107,0,107   yun. musa. Yunan mitolojisinde yüce sanatların perisi olan dokuz ilâheden her biri.

Mus’a:   205,0,205   arb. (c. musu) Böğürtlen otunun meyvesi. Bir kuşun adı.

Mûsâ:   116,10,106   arb. Ustura ?.. Mûsâ:   116,10,106   [sür. mu (tabut, sal) + sa (su) / kbt. mu (su) + sâ (ağaç) / ibr. moşe / arb. müsâ] Suda doğan; sudan olan; su çocuğu. Hazret-i Musa. “Mûsâ… “Mu“, çingene dilinde “su” demek… “” da, “sandık” demek…” TG 6.150… “Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra siz onun ardından buzağıyı ilâh edinmiştiniz, kendinize böylece zulmediyordunuz“. 2.51

Mûsâ:   146,10,136   arb. Vasiyet edilmiş. (Kişi için) Bir vasiyeti yerine getirmekle görevli olan. Tavsiye edilmiş / olunmuş… Mûsâ: Vasiyet edilen (meful)… Mûsî: Vasiyet eden (fail)… Îsâ: Vasiyet etme (ifal).

…..

…..

…..

Mûş:   346,300,46   frs. Fare ?.. “Sin”, “şın”ın noktasızı ?.. lat. mus: Sıçan ve farelerin umumi adı ?.. dan., isv., nor. mus ?.. izl. mús ?.. fle. muis ?.. eng., ita., por., rom. mouse ?.. arn., ger. maus ?.. hin. maus ?..çek., slo. myš ?.. hır. miš ?.. sln. miške ?.. leh. mysz ?..  Birr: Tilki yavrusu. Fare. Koyunu sevketmek. İyi amel. İhsan etme. Takva. Temizlik. Gönül, kalb !..

Mûşâ:   356,310,46   arb. İki renk üzere dokunmuş elbise ?.. Mûş ?..

Muşamma’:   450,300,150   arb. (şem”den) Muşamba ?.. Şâme: Kadın başörtüsü. Vücuddaki ben ?.. Damenî: Eteklik. Kadın başörtüsü ?.. Dimne: Tilki. Süprüntülük, mezbele !.. “Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; – Mekânı bir satıh, zamanı vehim. – Bütün bir kâinat muşamba dekor, – Bütün bir insanlık yalana teslim“. Çile, Çile… Üfûk: Yalan söylemek. Kaçmak. Bir işten sapmak ?.. Ufuk !..

…..

…..

…..

Nîl-gûn:   166,110,56   frs. Lâciverd. Mavi. Yeşil. Bir tür at. (bkz. Nîl-fâm) ?.. Gûn: Tarz, gidiş, sıfat. Renk ?.. Vin: Siyah üzüm. Boya, renk ?.. Gile: Üzüm tanesi. Şikayet. İki dağ arasındaki yol, vadi ?.. Gile: Bir kimseyi aldatıp bir yere götürüp öldürmek ?.. Küşten: Öldürmek. Kesmek. Söndürmek !.. “Yalçın Turgut, muzip bir ifadeyle, “Yılmaz!” diyor… “Hangi Yılmaz?”… Hangisi olacak ki?.. “Nilgün Yılmaz!” diyor!..” TG 4.353… Nilgün Yılmaz ?.. Maviye Hanım ?.. “Gediz… Yazıhane benzeri bir yerde birkaç kişi… Sarışın, mavi gözlü Nilgün Yılmaz… Ona, “afedersiniz, sizin adınızı öğrenebilir miyim?” diyorum… “Benim ismim Ayhan!” diyor… Hayret… Halbuki Nilgün olduğunu biliyorum!..” TG 3.248… “«Fikirlerin doğruluğunun tasdik ettirildiği MAVİ IŞIK»… İçimde helezonvârî uzanan ve sabitleşen bir dava!..” TG 2.389… Nilgûn: Mavi sıfatlı (renkli) ?.. Nilgün Yılmaz ?.. Eşkar ?.. Aşikâr ?.. Asker ?.. Seyyar ?.. Hafiye !..

Nîl-gûn-hayâm:   817,720,97   arb. Cennet.

Nîl-gûn-perde-hâ:   978,712,266   arb. Cennet.

Nîlî:   100,70,30   hin., frs. Mavi, çivit rengi ?.. Gökyüzü: Mavi ?.. Anan: Bulutlar. Gökyüzü ?.. A’nan: Ufuklar. Ağacın ucu !..

Nîlî perde:   311,72,239   fra. Gökyüzü, sema.

Nilotique:   533   fre. Nil ve Nil deltasına âit.

Nîlûfer:   376,140,236   frs. Beyaz, mavi ve sarı çiçekler açan bir cins su bitkisi. Bursa’da bir akarsu ve o ilçenin ismi ?.. Nîlü-berg: Nilüfer !..

…..

…..

…..

Nişân:   401,400,1   frs. (nişânden’den) İz. Nişan. Alâmet. İşaret. Yara izi. Hedef, vurulması istenen nokta. Hâtıra için dikilen taş. Taltif için verilen madalya. Evlenmeden önceki anlaşma ve karar işareti veya merasim. Tuğra. Ferman ?.. –nişân: “Duran, dikilen, kalan” gibi mânâlara gelerek bileşik sıfatlar yapar ?.. Nişîn: Oturan, oturmuş (Kaid ?.. Kadd !) ?.. Mekin: Yüksek rütbe sahibi. Vakarlı. Temkinli. Nüfuz ve iktidar sahibi. Yerleşmiş. Oturmuş. Sakin. Muhkem ?.. Mekniyyat: Kinayeli cümleler ?.. “Turgut Özpolat ve Harun Yüksel’i görüyorum… Turgut, evlenmiş veya evlenecekmiş… Harun Yüksel ise, nişanlıymış ve 27 yaşında imiş!..” TG 2.345… Harun: Parlayan ?.. Berkî: Şimşek gibi, parlak ?.. Namzed: İsteyen veya istenilen kimse. Sözlü. Nişanlı. Bir vazifeye tayin edilmesini isteyen veya istenilen kişi. Aday ?.. Mütevessim: Bir şeyi çözmeğe çalışan. Nişanlı, alâmetli ve bezenmiş kişi ?.. İrtisam: Resmedilmek, resmi çıkmak, resimli ve nişanlı olmak. Emrolunan şeye imtisâl etmek. Cenâb-ı Hakkı tekbir ve O’na ilticâ etmek ?.. Metris’e girdiğimde, 27 yaşında idim !..

…..

…..

…..

Reb’:   272,2,270   arb. (c. ribâ’, rubû’, erbâ’, erbu’) Ev. Bahar.evi. Mahalle. Tabut. Cenaze, naaş. Orta boylu insan. İnsan topluluğu ?.. Aynı yazılışta, “reb’“: Beklemek, durup beklemek. Bolluk olmak. Dört günde bir hayvanlar suvarılmak. Kaldırmak. Dört gün arayla sıtma nöbeti gelmek. Vazgeçmek. Alıkoymak, menetmek. Şefkat göstemek ?.. Reb’: Dört katlı ipi bükmek. Dördüncü olmak. Malının dörtte birini almak ?.. Reb’a: (yerba’u) (m. rubû’) ilkbahar geldi ?.. Reba’: orta boylu insan ?.. Rebbe’a: (m. terbî’) Dörtle çarptı. Dört köşeli yaptı ?.. Rebe’a: (yerba’u) (m. reb’) Bekledi, durup bekledi. Bolluk oldu. Dört günde bir hayvanlar suvarıldı. Kaldırdı. Dört gün arayla sıtma nöbeti geldi. Vazgeçti. Alıkoydu, menetti. Şefkat gösterdi ?.. Rebe’a: (yerbu’u, yerba’u, yerbi’u) (m. reb’) Dört katlı ipi büktü. Dördüncü oldu. Malının dörtte birini aldı ?.. Rib’: Deveye dört günde bir su verme. Dört günde bir gelen sıtma nöbeti ?.. Rub’: Dörtte bir. “Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir“. 4.12… Ruba’: (ç. ribâ’, erbâ’) Baharda doğan deve yavrusu ?.. Rubi’a: Dört günde bir sıtma nöbeti tuttu. Bahar yağmuru yağdı ?.. Rubu’: Dörtte bir ?.. Rubu’: Yaklaşık dört kadeh miktarı süt veren hayvanlar ?.. Vesaire… “Rûb: Süpürge. Süpürme… Rûbâh-rûbeh: Tilki. Kurnaz, hilekâr… Rubbân: Kaptan” !.. TG 5.313

…..

…..

…..

Resm:   300,0,300   arb. (c. ersum, rusûm) Resim. Fotoğraf. Vergi, harç. Gelenek, örf, âdet. İşaret, alâmet. Formalite. Tören, seremoni. Harabe kalıntısı ?.. Aynı yazılışta, “resem“: Güzel yürüyüş ?.. Reseme: (yersimu) (m. resîm) İz bırakarak yürüdü ?.. Reseme: (yersumu) (m. resm) Yazdı. Çizdi. Resmetti, resimledi. Öldü. Hızla bir yere gitti. Emretti ?.. Resm: Yazmak. Çizmek. Resmetmek, resimlemek. Ölmek. Hızla bir yere gitmek. Emretmek ?.. Resseme: (m. tersîm) İz bıraktı. Çizgili yaptı. Deveyi koşturdu ?.. Rusum: Tam gün yürüyen develer ?.. Nakş: Resim. Bir şeyin esasını araştırmak ?.. Tegavvür: Derine dalma. Bir şeyin esasını araştırma ?.. Gavs: Bir meselenin derinliğine ve hakikatine vakıf olmak, İşe gayretle girmek. Suya dalmak. Dalgıçlık ?.. Kavs: Yay. Büklüm. Eğri, yay biçiminde olan şey. Dokuzuncu burcun adı ?.. Tilki!.. “Bir kimse benden ilim veya hadîs yazsa, bu ilim ve hadîs devam ettikçe, ona da ecir yazılmaya devam edilir“… Yazma ?.. Resim ?.. Tasvir: Resim yapmak. Resim. Bir şeye şekil ve sûret vermek. His ve mahsusata münhasır olan ifâde. Görebildiğimiz ve hissedebildiğimiz veya hariçte vücûdu olmayan fakat hissedilen şeyleri duyurabilecek meleke ?.. Tesvîr: Derin ve gizli mânâyı araştırma. Toz kaldırma ?.. “Gencînede resm-i nev gözettim – Ben açtım o genci ben tükettim“. Hüsn-ü Aşk…

…..

…..

…..

Sâika:   266,100,166   arb. Yıldırım (Bir ?.. Birr ?..). Ölüm, mevt. Nüzul ateşi. Semadan gelen şiddetli ses. Mühlik ve azab. Bulutları sevke vazifeli melek. “Berk’de “berakaş şey’ü”den gelir ki “parlamak” mânâsınadır. Ra’d ile berk ikisi de masdardır, bunun içindir ki onları cemi yapmamıştır. (…) “Saika” da, “korkunç ve yanında ateş bulunan ses”tir. Neyin üzerine düşerse onu yakar, şiddetli ses mânâsınadır. Bazen de duyulan veya görülen her korkunç şeye denir. “Saakathus saikatu”, yakmakla veya şiddetli sesle helâk etmektir. Bu kelime “min-es savakii” şeklinde de okunmuştur, bu “savaik”ten ters çevrilmiş değildir, çünkü ikisinin de çekimi eşit olarak yapılır. “Sakıad dikü ve hatibün miskaun” denir ki güzel öten horoz ve güzel konuşan hatib mânâsınadır. “Sakaathus saikatü” de bundan gelir. Bu “saika” aslında ya gök gürlemesi sesinin veya gök gürlemenin sıfatıdır, “te” de mübalağa içindir…“. Beydavî 2.19… Melek atıp kâfiri korkutunca birşey demezler, biz atınca, “müslüman bomba atar mı” olur… Korkunç ve yanında ateş bulunan ses; ses bombası… 20. âyette ise Kâdî Hazretleri şöyle der: “Yekâd-ül berku yahtafu ebsarahum… “Kâde” efal-i mukarebedendir, haberin, sebebi arız olduğu için yaklaştığını bildirir, ancak henüz meydana gelmemiştir; ya bir mani çıkmıştır veya bir şart yoktur“.

…..

…..

…..

Tagrîd:   1614,1410,204   arb. Çağırmak. Kuş ötmek. “Önce bir kafes resmi yaparsın – Kapısı açık bir kafes – Sonra kuş için – Bir şey çizersin içine – Sevimli bir şey – Yalın bir şey –  Güzel bir şey – Yararlı bir şey – Sonra götürür bir ağaca – Asarsın bu resmi – Bir bahçede – Bir koruda – Veya bir ormanda – Saklanır beklersin ağacın arkasında – Ses çıkarmaz – Kımıldamazsın – Kuş bazan çabuk gelir – Ama uzun yıllar bekleyebilir de – Karar vermezden önce – Yılmayacaksın – Bekleyeceksin – Yıllarca bekleyeceksin gerekirse – Resmin başarısıyla hiç alâkası yoktur çünkü – Kuşun çabuk veya yavaş gelmesinin…… Sonra beklersin ötsün diye kuş – Ötmezse kötü – Resim kötü demektir – Öterse iyi olduğunun resmidir – İmzanı atabilirsin artık – Bir tüy koparırsın usulca – Kuşun kanadından – Ve yazarsın adını resmin bir köşesine“. Jacques Prévert… Şebeke: Balık ağı. Gizli örgüt. Kafes şeklinde olan yer. Hüviyet sûreti. Ağ gibi yapılmış ve gerilmiş hat ve yolların tamamı. Ağ şeklinde olan nesiçler, dokular ?.. Kafes resmi ?.. Takdim araştırması ?.. Günlük araştırması ?..

…..

…..

…..

Tahkîkât-ı ibtidâiyye:   1443,1422,21   arb. İlk tahkikat. İlk soruşturma. “Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana rüyâ tâbirinden bilgiler öğretecek” 12.6… “Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek …”… Ebced değeri, 1443.

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer